Doğa ve Sağlık Spiritüel

Zaman ve Dikkat – Mindfullness’a Giriş

Zaman Makinesi Kolektif Kozmos
Credit: collective-evolution

Zaman ve enerji bu hayattaki en temel kaynaklarımızdır. Zamanımızı var olmak için enerji elde etmeye, enerjimizi de zamanın bize sağlayabileceklerini yaşamaya harcarız. Zamanımızı hayatta kalmaya, kendimiz ve sevdiklerimizin ihtiyaçlarını karşılamaya ve bu gerçeklikteki deneyimimizin kalitesini geliştirmeye sarf ederiz. Zaman paradan daha değerli bir varlık olduğundan ötürü bu parçada değer birimi olarak ona odaklanacağız.

Çoğumuz, yüksek tempolu çağdaş dünyamızda asla her şeyi yapabilecek kadar yeterli zamanımız yokmuş gibi hissederiz. Sevdiklerimizle geçirecek kaliteli zamanın kalmayışının yanı sıra hedeflerimizi ve en derin arzularımızı dahi gerçekleştirecek vakti bulamadığımızı sezeriz.

Zaman, yalnızca hayatın doğal değerlerinden birisi olmakla kalmaz; o aynı zamanda deneyimlerimizi yaşadığımız alandır. O halde tecrübelerimiz, yaptığımız seçimlerin ürünleri değil midir? Zamanımızı bir eylem için harcadığımızda (boşa veya değil), bu değer biriminden ‘tüketiyoruz’, nitekim hayatımızın bakiyesinden de.

Eninde sonunda, hesabımızdaki bakiye hayattaki seçimlerimizin bir sonucudur ve bu da zamanımızı akıllıca mı kullandığımızı yoksa düşüncesizce boşa mı harcadığımızı yansıtır. Günün sonunda, koşullardan bağımsız olarak, zamanımızı kim veya ne için harcadığımızın sorumlusu biziz, bunun sonuçlarıyla yaşamayı da öğrenmek zorundayız.

Fakat zaman, fiziksel deneyimimiz ve gerçekliği nasıl yorumladığımızla yaratılan bir yanılsamadır sadece. Gerçek şu ki, yalnızca ‘şu an’, içinde yaşadığımız andır var olan. Bir yandan geçmişten bilgelik kazanırken ve bu bilgeliği gelecekteki tercihlerimize uygulamaya çalışırken bir yandan da şu anın tam anlamıyla farkında olmak, zamanın en iyi kullanım biçimidir. Ne yazık ki çoğunlukla ‘şu an’ı dikkatimizi ve odağımızı çalan acılar, travmalar, geçmiş pişmanlıklar, stres, endişe ve gelecek kaygısı gibi şeylerle boşa harcıyor, bu esnada yanımızdan geçen anlık fırsatları kaçırıyoruz.

Zamanımızı boşa harcayan diğer şeyler de bizi hedeflerimizden başka yöne çekip hayat kalitemizi ve zamanımızı en akıllı biçimde kullanma olasılığımızı düşürerek bize hiçbir değer katmayan, anlamsız dikkat dağıtıcılar. Bunlar karşımıza beynimizi uyuşturan ve kişisel hayatımızda dikkat dağıtıcı rol oynayan aktiviteler ya da oldukça yaygın ve yıkıcı aşırı düşünme alışkanlığı şeklinde  çıkabilir. Bunlar genel farkındalık eksikliğinin örneklerinden bazılarıdır.

Hepimizin yaşadığımızı hissetmek adına eğlenmeye ihtiyacı vardır ama kendinize şu soruyu sormanızı rica ediyorum; ne tür bir eğlenceyle meşgulsünüz ve buna ne kadar zaman harcıyorsunuz? Ben diğer insanların zevklerini yargılayacak biri değilim, özellikle eski bir müzisyen olarak eğlencenin çeşitli türlerini tatmaktan haz aldığım göz önüne alınırsa; ama zamanınızı ve ilginizi neye harcadığınızı incelemenizi ve bu şeyler hayatınıza gerçek anlamda bir değer kattı mı sorusunu kendinize sormanızı sağlamaya çabalıyorum.

Kültürümüzde dikkatimizi dağıtan, gerçekten neyin önemli olduğuna odaklanmamızı engelleyen tonlarca şey var; bizi gerçekten mutlu etmekten ziyade dikkatimizi dağıtmaya yarayan eğlence ve etkinlikler gibi.

Eğlence ve etkinlikler güzel deneyimler tabi ki ve mutlu olmak için onlara ihtiyacımız var; ama kendimizi aşırı mı kaptırıyoruz acaba? Kendi içimizde olup bitenler üzerine eleştirel düşünmenin yanı sıra, çevremizde olup bitenlere gerekli ilgiyi göstermemizi de engelleyebiliyor bunlar.

Çoğumuz çalışıyoruz ve iş stresi boş zamanlarımızda kaçmak ve zihnimizi stresten uzak tutup biraz gevşemek adına çeşitli etkinliklerle kendimizi şımartmak istememize sebep olabiliyor. Bu zamanımızı harcayan tuzaklara düşmenin bir yolu. Odağınızı nereye yönlendiriyorsunuz? Bunun karşılığında elinize ne geçiyor?

Bunlar kendimize sürekli sormamız ve dikkatli olmamız gereken sorular.

‘Şu an’ın farkında olmak önemli. Farkında olmadığımız zaman, hayattaki birçok şeyi burnumuzun dibinde dahi olsa göremeyebiliriz. Başka bir açıdan bakacak olursak, ‘şimdi’ye odaklanmamak çoğu detayı gözden kaçırmamıza sebep olduğu için şeyler zamanın içinde kolayca gizlenebilir. Ortalama bir insanın yaşam süresi kozmik açıdan bakıldığında bir göz açıp kapamak kadar kısa; ama hayattaki kısıtlı zamanımızı nasıl harcamayı seçtiğimiz, sonsuz bir sıkıntı ve ıstırap gibi hissettirebileceği ölçüde heyecan ve başarıyla da dolu olabilir. Deneyimler hızla geçip gidebilir ya da dikkatimizi yaşam kalitemizi ve üretkenliğimizi arttıracak şeylere vererek onların tadını çıkarabiliriz. Kolektif deneyimimizin mimarları biziz.

Her gün boşa harcamayı veya dolu dolu yaşamayı seçebileceğimiz 86,400 saniyeyle kutsanıyoruz. Bu noktada zamanın değer birimi olduğunu göz önüne alırsak onu neye harcadığımıza dikkat etmeliyiz.

Değişim, hayatta garantisi olan tek şey, hoşumuza gitse de gitmese de gerçekleşecek. Tüm bunların özünde geriye kalan tek soru, hayatınızda nasıl bir değişim istiyorsunuz? Sizi A’dan B’ye götüren değişim dalgasını arkanıza alarak bu derin sularda nasıl yol alabilirsiniz?

Bu mesajın özüne tekrar dönecek olursak, zaman (ve enerji) değişimi canlandırmak ve hayat diye adlandırdığımız olaylar dizisi içinde yaşam kalitemizi geliştirmek -ki tam anlamıyla ‘şimdi’ yaşayabilelim-  için sarf etmek zorunda olduğumuz temel değer birimleri.

Size her gün sunulan 86,400 saniyeyi nasıl harcıyorsunuz? İş gününüzü nasıl mümkün olan en verimli şekilde kullanıyor ve en iyi sonucu almaya çalışıyorsunuz?

Evde ve işte, zamanınızı ve ilginizi çalan ne?

Zamanınızı ve ilginizi, kendinizi daha iyi geliştirmek için nasıl kullanabilirsiniz?

Kolektif Kozmos’da yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.

Yazının Orijinal Linki

Çeviren: Rabia Evgin

Çevirmen Künyesi

Boğaziçi Üniversitesi İşletme bölümünde bir yıllık lisans eğitimimi tamamladım ve an itibariyle gönlümün asıl efendisi olan psikolojiye geçmiş bulunmaktayım. Daha okuma yazma bilmezken yakaladığım herkesten bana kitap okumalarını isterdim. O zamandan bu yana kitaplarla aramdaki sıkı ilişki hiç bozulmadı. İnsanları ve evreni daha iyi anlamak için büyük bir açlık duyuyorum. Bu nedenden olsa gerek öğrenmek en büyük tutkum. Dans ve müzik de bu hayatta asla vazgeçememem dediğim, benim için çok kutsal olan öğelerden. Gittikçe materyalistleşen dünyada ruhani yönümüzü besleyebilecek her türlü fırsatın peşinden koşmak gerektiğine inanıyorum.

İş’in Geleceğine Katıl

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.