Bilim & Teknoloji

Yıldızları Uyandıran Roket Bilimcisi

Uzay - Kolektif Kozmos
Credit: Wired

Bilincin doğası, çözülmemiş bilimsel sırlardan biridir. Bilincin biyolojik veya kimyasal olarak veya fiziksel olarak nasıl ortaya çıktığı konusunda hiçbir fikrimiz yok. Bilinç için bırakın işlevsel bir sinir ağını, hayatın bile ön şart olup olmadığını bilmiyoruz. Bilinçliliğin evrensel olduğu düşüncesi olan Panpsişçilik, pek çok taraftar sahibiyken, alışılmadık bir veri setine sahip bir bilim insanı, onları ciddiye almamız gerektiğini söylüyor.

Bu bilim insanı Greg Matloff, deli değildir. Aksine, verilerle konuşan biridir. Verilere göre yıldızların aktif olarak gökyüzündeki yollarını değiştirdiğini saptadığında en çok o şaşırmıştır.

Kariyerinin çoğunu NASA başta olmak üzere birçok kurumda itme alanında çalışan Matloff şu anda New York City College of Technology’de fizik dalında yardımcı doçent olarak hizmet vermektedir. O bir roket bilim insanı, fakat ilgisi daha da uzaklarda. Kendisi, dünya dışı yaşam, gezegensel savunma, asteroit madenciliği ve bilinçliliğin göksel fiziğe nasıl etki edebileceğini araştırıyor. Son konuyla ilgili iyi bir espri anlayışı var — “Ben bir bilinç fizikçisi olduğumu iddia etmiyorum” diyor. “Bilincim bunu iddia ediyor” – fakat bu ciddiye almadığı anlamına gelmiyor.

Matroff, Bilinç Araştırma ve Keşfi Dergisinde bu sonbaharda yayımlanan bir makalede, yıldız hareketlerinin önceki incelemelerinden toplanan yıldız momentumu ve hız verisinin, yıldızların sahip olduğumuz mevcut modellere göre hareket etmediğini gösterdiğini ortaya koydu. Bir adım geriden bakarsak bu verilerin aslında proto-bilinçliliğin galakside ve genel olarak evrenin daha zarif bir organizasyona kavuşması için bir göğüs cisiminde kendini gösterebileceğinin kanıtı olarak görülebileceğini düşünüyor.

Bu bağlamda, yıldız bilinç, temel olarak, Samanyolu gibi sarmal galaksilerin dış bölgelerindeki yıldızların neden gerekenden daha hızlı hareket ettiklerinin bir açıklaması olan karanlık maddeye alternatif bir teori olarak düşünülebilir. Matloff’un tam zamanlı eğitimden emekli olmasından hemen önce 2011 yılının bir döneminde bir öğrenci, Matloff’a 90 yıldır bulunamamış ve hakkında sürekli ileri geri konuşulan karanlık maddenin bir yığın “saçmalık” olduğunu söyledi.

Matloff, bilinç ile kuantum mekaniğin arasında gördüğü bağlantıları inceleyen fizikçi ve parapsikolog Evan Harris Walker’ın çalışmalarında ilk kez bilinç teorisine rastladığını belirtti. Matloff, insanın beyninde ölçülebilir bir bilinç olabileceği hakkındaki fikirlerini merak uyandırıcı bulmuştur.

Walker’a göre, bir düşüncenin çalışma şekli iki sinaps arasında, muhtemelen elektron gibi bir parçacığın zıplamasıyla birlikte ortaya çıkan dalga işlevidir.

Matloff, “Eğer fiziksel bir nesneyi bir duvardan sektirmeniz” halinde, “milyarlarca defa atsanız dahi, içinden geçmez” diyor.

Fakat kuantum dünyasında, bir parçacığın sonunda duvarın içinden geçeceğine dair sonsuz bir ihtimal var. Beyin söz konusu olduğunda, elektron sonunda sinaptik duvarları aşabilir ve beynin bir başka bölümüne (veya belki de bir başkasının beynine) doğru ilerleyebilir demektir. Bu, bir düşüncenin — veya daha ziyade bir düşünce için gereken temel altyapının — aniden farklı yerlere girebileceği anlamına gelir. Eğer bu daha büyük bir ölçekte gerçekleşirse, bu etkileşimlerin karmaşıklığı, bilinç dediğimiz şeyi doğuracaktır. Kuantum seviyesinde, bunun gerçekleşmesi için hücreler ve dokular gerekli değildir — sadece parçacık fiziğinin etkileşimi olması yeterlidir.

Matloff’a geri dönelim şimdi: Gezegenler arası yolculuk ve itme çalışmaları üzerinde çalışmanın yanısıra Walker’ın çalışmalarını takip etti ve bilinçliliğin çeşitli fikirlerini tartışmaya devam etti. 2011 yılının bir döneminde, Matloff tam zamanlı öğretimden çıkmadan hemen önce bir öğrenci, Samanyolu gibi sarmal gökadaların dış bölgelerindeki yıldızların neden gerekenden daha hızlı hareket edip etmediklerinin açıklaması olan karanlık madde hakkında bir soru sordu. Öğrenci daha önce de söylediğimiz gibi 90 yıldır hakkında hiçbir ize rastlanmayan karanlık maddeye inanmadığını ve “saçma” bulduğunu ifade etti.

Matloff, “Bu kafamdan bir türlü çıkmadı” diyor. Karanlık madde gerçek değilse, yıldızların ve galaksilerin bazen bu kadar tuhaf yollarla hareket ettiklerini açıklamak için başka bir sebep olmalıydı. Yoğun bir nesne uzayda yerçekimsel bir sapmaya neden olmuyorsa, yıldızların hareketleri belki de yıldızların kendilerinde bulunan başka bir şeyden kaynaklanıyordu.

Matloff, bilimsel kurgu yazarı Olaf Stapledon’un başkanlığındaki İngiliz Gezegenler arası Topluluğu Derneği’nde bir sempozyuma katılmaya karar verdi. Matloff’a göre Stapledon, daha önce evreni “kozmik bir dans” olarak tanımlamıştı, yıldızların “birlikte akın etmeleri, belki de galaksi içinde kalmaları hayatta kalmaktan çok sosyal olmalarından kaynaklanıyor” şeklinde fikirleri vardı. Belki de yıldızlar dansa ayak uydurabilmek adına ilkel bir bilinç sergiliyorlardı.

Başka fikirler de var. Evrenin yoğunluğunun genişleyen bir evrende değişmez olduğunu (çünkü madde sürekli olarak yaratılır) hipotez haline getiren Kararlı Durum teorisi evrenin temelde her zaman aynı olduğu fikrine katılır. Yıldız bilinçliliği, bu istikrarın sağlanması için bir yöntem olabilirdi. Elbette Kararlı Durum teorisi bilim dünyasında evrensel olarak reddedildiği için bu pek olacağa benzemiyor.

Ne olursa olsun, her şey Matloff’u çok ciddi düşündürüyordu: “Yıldızlar bilinçliyse, istekli bir şekilde hareket ediyorlarsa, bilinci onlarda ne uyandırdı?”

Biyolojik bir temeli olamazdı, dolayısıyla cevap moleküler temelli olmalıydı.

“Peki, moleküller nasıl bilinç sahibi olabilir?” Diye sordu Matloff.

Evrenin kaynaklandığı evrensel vakumun dengelenmiş dalgalanmalarının bilincin kaynağı kabul edildiği (Alman astrofizikçi Bernie Haisch’ten başlayan bir fikir) “oyuncak modeli” olarak bahsettiği fikrini geliştirdi.

Matloff, moleküler bilinçliliğin Casimir Etkisi ile mümkün olabileceğini düşünüyor; bu etki atomlar ile bir molekülün arasındaki bağın tamamının elektromanyetik olmadığını açıklıyor. Bir kısmı, yüzde (20 ila 30’u arası) vakum basıncından kaynaklanmaktadır — tüm vakum dalgalanmaları bir molekül içindeki atomlar arasında sığamamaktadır ve bu nedenle vakumdan molekülleri bir arada tutan desteği.

“Eğer bu doğruysa”, “molekülleri olan yıldızlar ve molekülleri olmayan daha sıcak olan yıldızlar arasında bir miktar farklılıklar olması gerekiyordu.

İyi bir bilim insanının yapması gerekeni yapan Matloff kitaplara başvurup geçmişteki bilimsel literatüre daldı. “Sana bütün kütüphanelere gittiğimi, Astronomi ve Astrofizik, Astrofizik Dergisi, Astronomik Dergisi, Sovyet Astronomi konularına baktım demeyi isterdim ” diyor. “Ama hayır, bunu yapmadım. Gittim ve bilgisayarımı açtım, Google’a yazdım ve Wikipedia gibi şeylerde aramaya başladım. ”

Ve işe yaradı.

Matloff, “Bulduğum şey aklımı aldı” diyor. Sovyet astrofizikçisi Pavel Parenago’nun imzasını taşıyan “Parenago’nun Kesintiliği” adlı bir şeye rastladı. 1940’lı ve 50’li yıllarda, Parenago astronomide baskın perspektiflere karşı gelen yıldız astrofiziği hakkında fikirler üzerine çalışmaya başladı. Sovyet otoritelerinin aşırı materyalist bakış açılarından sapkın bir şey yaptığını ve kendini korumak zorunda olduğunu biliyordu. Bu yüzden bir kitap yazdı — adını unuttum — ve kitabı bütün zamanların en gelişmiş insanına, Joseph Stalin adındaki adama adadı. ”

“Bu sayede hakkın rahmetini eceliyle buldu,” diye ekliyor Matloff.

Böylece, Parenago Parenago’nun Süreksizliği adlı bir konsept geliştirdi. Bu konsept temelde, güneş dahil daha serin yıldızların galaksinin merkezinde sıcak olanlara göre daha hızlı hareket ettiğini söylüyor.

Matloff daha derine inmeye ve modern gözlemlerin Parenagos Süreksizliği için destek sağlayıp sağlayamayacaklarına karar vermeye karar verdi. Bir kaynak, 100 binden fazla yıldızın hareketlerini gözlemleyen Hipparcos Avrupa Uzay Gözlemevi tarafından toplanan verilerdi. Diğeri Matloff’a göre astrofiziğin İncil’iydi “Allen’in Astrofiziksel Değerleri” olarak geçiyordu. Matloff daha sıcak sınıflarda yer alan yıldızların hareketlerinde süreksizliği bulmuştu.

Bunun en kolay açıklaması, Samanyolu’nun sarmal kollarında yoğun maddelerin bulunması ve bu bölgelerden birinin, soğutucu yıldızları sürüklemek için milyar yıl önce galaksinin içinden geçmesi olabilirdi. Matloff, diğer gökbilimciler tarafından yapılan deneylerin de verilerini içeren çeşitli nedenlerle bunun muhtemel olmadığını açıklıyor. Dahası, bunun sadece galaksinin belirli bir bölgesinde bulunan bir fenomen olmadığını, evrenin başından beridir var olan bir şey olduğunu fark etmeye başlamıştı.

Matloff’un artık öğrenmesi gereken şey, yıldızların gerçekten bir çeşit bilinci varsa nasıl dolaştıklarıydı. Bir yıldız fiziksel olarak uzaydaki yönünü ve hızını nasıl değiştirebilirdi?

Matloff, radyasyon basıncı, yıldız jetleri ve hatta telekinetik gibi birkaç cevaba odaklanıyor ve hepsinin zayıf yönleri ve güçlü yönleri var. Radyasyon basıncının her yönden aynı olması halinde izotropik itme yakalanabilir. Matloff, bir yöne doğru yönlendirilebileceğine inanıyor. Aynı zamanda gelişmiş bir uzaylı uygarlığının, bir yıldızın, bilim kurguda olduğu gibi, “çok büyük, yavaş bir yıldız gemisi” olarak kendisini zorlayarak da olsa bir mega yapıya dönüştürmüş olabileceğini söylüyor. Ancak bu kadar çok yıldızın etrafında hiper akıllı uzaylılar olabileceği ve radyasyon basıncının doğal olarak nasıl odaklanılacağının hala belirsiz olması yüzünden bu seçenek pek olası değildir.

Yıldız jetleri daha iyi bir teori ve aslında en az bir araştırma, bazı yıldızlarda belli bir yönde yüzde 40 ila 50 daha fazla itme gösteren tek yönlü jetlerin bulunduğunu keşfetti. Ancak bunun bir yıldızı belli bir yönde hızlandırmaya yardımcı olabileceğini teyit için yeterli veri yok.

Son olarak, telekinezi, bunun mümkün olduğunu kanıtlamanız lazım önce.

Bununla birlikte, Matloff’un yıldız bilinci fikrine ve bu kavramın panpsizm düşüncesini nasıl destekleyebileceğine ilişkin bilimsel bir araştırma yaptığı açıktır. “Basitçe konuşmak gerekirse bir hipotez önermiştim, onu desteklemek için kanıt aradım, destekleyici bulgular buldum, kanıtları tablolaştırdım ve sonra kanıtları iyileştirmek için neler yapılabileceğini gösterdim “dedi. “Bence yaptıklarım, panpsizmi varsayımsal felsefenin alanından çıkarmakta ilk adımı olabilir ve gerçek bir şekilde olarak bunu test etmenin bir yolunu bulabilirim.

Matloff destekleyici deliller toplamayı nasıl mı düşünüyor? En büyük ihtiyacı yıldızların hareketleri hakkında daha fazla veri. Neyse ki Matloff için, Avrupa Uzay Ajansı, Gaia göreviyle Samanyolu yıldızlarının en kapsamlı haritasını çıkarmakla meşgul. “Her şeyden önce, moleküllü soğuk yıldızların galaksinin her yerinde, moleküller olmayan yıldızlardan daha hızlı hareket ettiklerini gösterecek Gaia sonuçlarına ihtiyacımız var. Hipparcos misyonunun devamı olan Gaia bize gerçekten güçlü bir veri seti sağlayacak.”

Aslında Gaia görevi ilk veri setini yayınladı ve önümüzdeki beş yıl içinde üç yayın daha planlanıyor. Ne yazık ki, Matloff, ilk setin Parenago verilerini kapsamadığını, ancak son veri setini birkaç yıl içinde görmeyi umduğunu söyledi. “Yayın gerçekten çok kapsamlı ve harika bir ilk adım. Umarım kinematik alanındaki insanlar bu sonuçları çok derinden inceleyeceklerdir. ”

Nihai veriler, yıldızların bilinçli bir şekilde ve uyum içinde hareket ettiklerini onaylar nitelikte olursa sonuçları sadece bilim dünyasını değil, felsefenin dünyasını da sarsar. Matloff’un panpsişçilik hakkındaki fikirleri, en hafif şekliyle garip, fakat en azından, evrenimiz hakkında çok farklı bir düşünce biçimine ilham kaynağı oluyor.

Yazan: Neel V. Patel

Yazının Orijinal Linki

İş’in Geleceğine Katıl

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.