Bilim & Teknoloji

Size Gerçeklik Algınızı Sorgulatacak Sekiz “Paranormal” Alan

Psikoloji Beyin - Kolektif Kozmos
Credit: collective-evolution.com

İnternette “parapsikoloji”yi aratırsanız karşınıza ilk, onu “yalancı bilim” olarak tanımlayan bir Wikipedia yazısı çıkacaktır. Ben bunu aşağılayıcı ve dikkat dağıtıcı buluyorum, çünkü okuyucuları ön yargıya itiyor. Psi, ya da parapsikoloji, aslında tüm dünyada çeşitli bilim adamları ve seçkin enstitülerce araştırılmakta olan bir alandır. Paranormal aktivite, önsezi ve telepati araştırma konularından yalnızca birkaçıdır. Calgary Üniversitesi’nin de dile getirdiği gibi parapsikoloji; fizikçileri, mühendisleri, biyologları, psikologları ve diğer birçok alandan bilim adamlarını kendine çeken disiplinler arası bir alandır.

Princeton Mühendislik Anomalileri Araştırması (PEAR) projesi, konuya yaklaşımı detaylı bir şekilde yansıtan bir çalışma niteliğini taşır. 1979’dan 2007’ye kadar devam eden araştırmanın amacı, zihin-madde etkileşimi teorilerinin doğru, ve duyuötesi algının (ESP) gerçek olup olmadığını keşfetmekti. Çalışma süresinde şans eseri olamayacak kadar önemli veriler elde edildi. Virginia Üniversitesi Algı İncelemeleri Bölümü de reenkarnasyon, ölüme yakın (NDE) ve vücut dışı (OBE) deneyimler gibi olayları incelemeye adanmıştır.

“Psi deneyimi üzerinde yapılan çalışmalar gösteriyor ki bazen beş duyu organımızı kullanmaksızın da iletişim kurabiliriz ve fiziksel olarak belli bir mesafedeki nesneleri ya da organizmaları etkileyebiliriz. Psi araştırmaları aynı zamanda konum bakımından herhangi bir bağlantısı bulunmayan zihinlerin belli şekillerde davranabileceğini de gösterir. Hipotezlere göre bunlar “kendiliğinden”, yani bilinen herhangi elektriksel bir sinyalle ilgisi olmayanlar; “sabit”, yani mesafe artsa da azalmayan ve “ani”, yani eş zamanlı olanlar olarak üç kategoriye ayrılır. Bunlara o kadar sık rastlanıyor ki ne birer istisna ne de fizik yasalarının açıklayamayacağı şeyler diyebiliriz. Sadece her şeyi salt materyalizme dayandırmaktan vazgeçmemiz gerek.” (Opensciences.com’da “Post-Materyalist Bilim Manifestosu” adı ile yayınlanan yazıdan bir alıntıdır.)

Neden size bunları anlatıyoruz? Çünkü gerçek özümüzün farkındalığına erişmek için bunları bilmek büyük önem taşır. Çevremizdeki “fiziksel” dünyayı etkileyen pek çok faktör mevcuttur. Zihnimizi açık tutmalı, inandığımız her şeyin doğru olmayabileceğini bilmeliyiz. Belki henüz kavrayamadığımız yönlerimiz de vardır. Ayrıca bu tarz konuları ciddiye almayı da öğrenebiliriz, çünkü pek çok bilim adamının dikkatini çeken ilginç durumlar var. Aşağıda bunlardan bazılarını sizin için derledik.

1) Reenkarnasyon

Carl Sagan: “Parapsikoloji alanında benim nazarımda ciddi bir şekilde araştırılması gereken şeyler var. Mesela bazı küçük çocuklar daha önceki hayatları ile ilgili detayları paylaşmıştır ve yapılan kontroller çocukların haklı olduğunu göstermiştir. Bunu bilmenin reenkarnasyondan başka hiçbir yolu yok.”

Bu, çeşitli alanlardan ve dünyanın her yerinden pek çok bilim adamının ilgisini çeken bir nokta olmuştur. Çalışmaların içindeki en güzel örneklerden biri, Virginia Üniversitesi psikiyatristi Jim Tucker’ın 2008’de Explore dergisinde reenkarnasyon üzerine yayınladığı yazısıdır.

Yazısında Tucker, tipik bir reenkarnasyon vakasından bahseder. Vakaların en yaygın ortak özelliklerinden biri hepsinin ortalama 35 aylık çocuklarda görülmeye başlanmasıdır. Çocuklar yoğun bir şekilde yaşadıkları duygularla önceki deneyimlerini detyları ile aktarır. Tucker çocukların bu sırada güçlü duygusal tepkiler gösterdiğine, bazılarının ağlayarak önceki ailelerine dönmek isterken bazılarının da oldukça öfkelendiğine dikkat çeker.

“Çocuklar genellikle altı yedi yaşlarına geldiğinde reenkarnasyondan bahsetmekten vazgeçer. Görünüşe göre çoğu büyüdükçe anılarını unutur. Çünkü o yaşta okula başlarlar, bulundukları yaşama odaklanırlar ve böylece erken çocukluk anılarını yitirmeye başlarlar.”

Tucker, Sam Taylor adında ve bir buçuk yaşındaki Amerikan bir bebekle yaşanan bir olaydan bahseder:

“Babası onun bezini değiştirirken, ‘Senin yaşındayken ben senin altını değiştirirdim,’ dedi. Aslında kendinin dedesi olduğunu iddia etti. Başka türlü öğrenmiş olamayacağı bazı detayları ebeveynleriyle paylaşınca onları epey şaşırttı. Mesela dedesinin kız kardeşi bir cinayete kurban gitmişti ve ninesi her gün dedesine milkshake yapmak için bir mutfak robotu kullanırdı.”

Bu, yaşanan yüzlerce olaydan yalnızca biridir. Çocuklar önceki aileleri ile ilgili (reenkarnasyondan başka bir açıklaması olmayan) bilgileri paylaştıktan sonra bulunmaları halinde onları ziyarete de götürülmüştür. İnternet sitemizde Dr. Tucker’in birkaç ay önce kaleme aldığı başka bir olay mevcuttur, ilginizi çekerse bakabilirsiniz.

Genelde oldukça küçük çocuklar söz konusu olduğu için sahte bir senaryodan şüphelenmek manasız duruyor. Ancak bilimin bakış açısından bakıldığında da bu tarz olaylar ne kadar heyecan verici olsa da hala cevaplanamayan pek çok soru yaratmıştır. Tucker’in de dediği gibi: “Böyle bir bilinç aktarımına dahil olan süreçler şu an tamamen anlayışımızın dışındadır ve daha çok çalışma gerektirmektedir.”

2) Önsezi

Dean Radin’in internet sitesinde çoğu 21. yüzyılda yayımlanmış ve psişik deneyimleri konu edinen makalelerden seçme bir derleme bulabilirsiniz. Aynı sitedeki “önsezi & içe doğuş” sekmesinin altında bazı bilim adamlarının bu alana neden bu kadar ilgi gösterdiğini açıklayacak pek çok makale ve bilimsel analiz de bulabilirsiniz.

Son zamanlarda Frontiers in Human Neuroscience dergisinde konu üzerinde farklı bir çok laboratuvarda yapılan çeşitli deneyleri “Öngörülemeyeni öngörmek: Önsezi Durumunun Kritik Analizi ve Pratik Kullanımı” adında bir yazı yayımlanmıştır. 25 Mart 2014 tarihli yazıya derginin internet sitesinden ulaşabilirsiniz.

Bu deneyler sonucunda öğrendiğimiz şey şu: İnsan vücudu rastgele olay bilgilerine onların olmalarından 1-10 saniye kadar önce ulaşabilme kapasitesindedir. Yani insan vücudu bir olay gerçekleşmeden onu algılayıp ona göre bir tepki gösterebilir. Tepkilere deride; kardiyopulmoner sistem ve sinir sisteminde fizyolojik değişiklikler şeklinde rastlanır.

Şaşırtıcı, değil mi?

3) Telepati

Dean Radin’in internet sitesinde telepati üzerine yapılan araştırmaları da bulabilirsiniz.

Yine sitemizde yayınlanan bir makalede telepati üzerine yapılan 5 oldukça dikkat çekici deneye ulaşabilirsiniz.

En ilginç vakaların bazılarında, insanların uyurken başkalarıyla telepatik olarak iletişim kurabildiği “telepatik uyku” durumuna rastlanır.

Kaliforniya Saybrook Üniversitesi Psikoloji Profesörü Stanley Krippner:

“Uyku halinde telepatik aktivitenin varlığını destekleyen çeşitli klinik materyal ve birinci elden deneyim mevcuttur. (Krippner, 1974). Ancak psikofizyolojik laboratuvar teknolojisinin gelişmesiyle konu üzerinde deneyler yapmak mümkün hale geldi. Elde edilen verilere göre uyku araştırmasına katılan denekler hızlı göz hareketi, yani REM evresindeyken uyandırıldıklarında rüyalarında yaşadıkları bazı şeyleri hatırlayorlardı. Bu da “telepatik verici”den uzakta yoğunlaşılan özel mesajı alabilecek bir “telepatik alıcının” varlığını mümkün kılıyor.” (Stanley Krippner’in internet sitesinden alıntıdır.)

Yine sitemizde konu üzerine daha önce yayımladığımız bir yazımızı bulabilirsiniz.

4) “Stargate” Projesi

Parapsikolojik çalışmaları içeren Stargate Projesi, umulmadık bir şekilde durdurulmadan önce DIA adlı bir Amerikan savunma istihbarat teşkilatı tarafından yirmi yıldan fazla bir süredir yürütülmekteydi.

Uzaktan gözlem programı sayesinde bilim ve parapsikoloji tarihinin en ilginç verilerine ulaşıldı.

Kişinin kendinden fiziksel olarak binlerce kilometre uzakta olan coğrafik bir yeri algılayıp tarif edebilmesine uzaktan gözlem denir. Bunu yapabilen bir değil pek çok insan mevcuttur ve bu kanıtlanmış bir gerçektir. Stanford Üniversitesi işbirliği ile CIA ve NSA yirmi seneden uzun bir süre parapsikolojinin bilimsel olarak araştırılmasında yer almış, bu esnada çalışmalarında uzaktan gözlem projesine de yer vermişlerdir.

Yapılan deneylerde yer alan katılımcılar, bulunduklarından başka bir odaya ya da daha uzak bir yere konulan nesneleri doğru bir şekilde tarif edebilmişlerdir. (Mumford; Rose; Goslin; 1995, Dunne; Bisaha; 1979)

Scientific Exploration dergisinde yayımlanan bir yazıda Ingo Swann adlı bir katılımcı, daha o zamanda bilim camiasının bundan haberi yokken Jüpiter’in çevresindeki halkalardan birini detaylı bir şekilde tarif edebilmişti.

5) Çift Yarık Deneyi

Bu deneyde çift yarıklı optik bir sistem vasıtasıyla bilincin kuantum dalga çöküşündeki olası rolü araştırılmıştır. Başka bir nokta yerine yarıklara odaklanıldığı takdirde çift yarık spektrum gücü parazit örüntülerinin tek olana oranının düşeceği tahmin ediliyordu. Verilere göre bilinçle ilgili faktörler oluşan örüntüleri tahmin edilen yönde “ciddi bir şekilde” etkilemiştir. (Radin; Micher; Johnston; Delorme, 2013)

“Gözlemler ölçüleri değiştirmekle kalmadı, onları yarattı… Bizler fotonları belli konumlara gönderebiliyoruz… Yani ölçüm sonuçlarını yaratan biz kendimiziz.” (Mermin, 1985)

1963’te takım arkadaşı ile bir Nobel Fizik Ödülü’nü paylaşan Teorik Fizikçi ve Matematikçi Eugene Wigner: “Bilince değinmeden kuantum mekaniği kanunlarını tutarlı bir şekilde oluşturmanın başka bir yolu yoktu.”

Johns Hopkins Üniversitesi’nden Fizik ve Astronomi Profesörü R. C. Henry: “Modern fizik, gerçekliği gözlemcinin yarattığını doğrular. Gözlemciler olarak hepimiz aslında kendi gerçekliğimizi yaratırız.  Fizikçiler evrenin daha çok “soyut” bir yapı olduğuna inanmaya başlıyor. Alanında öncü Sir James Jeans, ‘Bilgi akışı bizi mekanik olmayan bir gerçekliğe götürüyor. Evren mükemmel bir makineden ziyade mükemmel bir düşünce gibi görünmeye başladı. Akıl bizim için artık tesadüfen var olmuş bir organ olmaktan çıktı ve onu maddenin yaratıcısı ve yöneticisi olarak görmemiz gerekir,” demiştir. (Henry, 2005, The Mental Universe, Nature 436:29) Burada bilinç ve fiziksel çevrenin ilişkisini çok iyi görebiliriz.

Yine internette deneyin daha detaylı bir raporunu ve video gösterimini bulmanız mümkün.

6) Gecikmiş Seçim Deneyi

Çift yarık deneyi gibi gecikmiş seçim deneyi de defalarca tekrarlanmış ve test edilmiştir. Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden fizikçiler, yakın zamanda John Wheeler’ın bu düşünce deneyini tekrarlamış ve deney sonuçlarını Nature Physics’te yayımlamıştır.

Bu düşünce deneyi şu anda olanın, geçmişte (olmuş) olanı nasıl etkilebileceğine odaklanır ve aynı zamanda zamanın geriye akabileceğini, neden ve sonuçların sırasının değiştirilebileceğini ve geleceğin geçmişi yarattığını gösterir.

Quantum bilgi teorisi öncülerinden Asher Peres: “Tek bir sistemin kuantum durumuna objektif bir anlam yüklemeyi denediğimizde ilginç paradokslarla karşılaşırız: kuantum etkileri sadece anlık olayları değil, gelecekteki olayların geçmişe olan etkisini de taklit eder—bu, geçmiş olaylar çoktan yaşanmış olsa bile geçerlidir.”

7) Vücut Dışı Deneyimler

Birleşmiş Milletler’in düzenlediği bir toplantıda Dr. Bruce Greyson’un yaptığı konuşmanın videosunu Youtube’da bulabilirsiniz. Greyson, ölüme yakın deneyim araştırmalarının babası sayılır. Kendisi Virginia Üniversitesi’nden emekli psikiyatri ve nörodavranış bilimi profesörüdür.

Videoda klinik olarak ölü olan, yani bir beyin aktivitesi göstermeyen bireylerin aynı zamanda kendilerine ameliyat masasında yapılan işlemleri gözlemlediğinden bahseder. Söylediklerine göre bunun pek çok örneği görülmüştür, ve kişilerin bunları başka türlü bilmesinin imkanı yoktur. Greyson aynı zamanda bilimi somutlukla ilişkilendirmeye eğilimli olduğumuzdan bu alandaki çalışmaların istenilen boyuta ulaşmadığından bahseder. Çünkü bilim adamları ancak gördüklerine inanırlar. Bir şeyi somut örneklerle açıklayamadığımızda hemen sahteliyor olmamız çok üzücü. Bazı bilim adamları için bilincin kendisinin soyut olması ve bu yüzden bilimsel yöntemlerle incelenememesi bile yeterince can sıkıcıdır.

2001’de uluslararası tıp dergisi The Lancet, ölüme yakın deneyimler üzerinde 13 sene boyunca yürüttüğü çalışmaların bulgularını yayımlamıştır. Küçük bir alıntı yapacak olursak:

“Araştırmamızın sonuçları gösteriyor ki medikal bulgular ölüme yakın deneyimleri açıklamada yeterli değil. Tüm denekler ani kalp durması sonucu beyne yeterli kan gidememesiyle bilinçsiz, yani klinik olarak ölü ilan edilmişti. Böyle bir durumda EEG’niz (beyin elektriksel aktivite ölçümü) düz bir çizgi olarak görünür ve 5-10 dakika içinde CPR başlatılmazsa beyinde kalıcı hasar oluşur. Bu da hastanın ölümüne yol açar.” (Long, 2015)

Southampton Üniversitesi’nden araştırmacılar ise bilincin ölümden hiç değilse birkaç dakika sonra bile açık kalmaya devam edebileceğinin kanıtını bulmuştur. Eskiden bunun bilimsel anlamda imkansız olduğuna inanılıyordu halbuki. Resuscitation dergisinde yayımlanan çalışma, alanının en geniş kapsamlısıdır. (2014)

8) Uzaktan İyileştirebilme

Noetik Bilimler Enstitüsü (IONS) Genel Müdürü Prof. Dr. Marilyn Schlitz: “Son otuz yılda uzaktan iyileştirme faaliyetlerinin muhtemel etki ve değeri üzerine pek çok bilimsel çalışma yapılmıştır. Sağlık ve tedaviye yeni bir bakış açısı sunan uzaktan iyileştirme, giderek daha fazla kişinin dikkatini üzerine çekiyor. Pek çok sağlık uzmanı ve ruhsal lider, uzaktan iyileştirmenin tedavinin tanımını değiştirebileceğine inanıyor.”

İnternette benzer çalışmanın örneklerini bulabilirsiniz.

Daha önce bahsi geçen ve 2008’de Explore dergisinde yayınlanan başka bir çalışma ise gönderici ve alıcının etkilerini araştırmıştı. Araştırma iskeleti şu şekildeydi:

Çiftlerde her iki eşin de cilt iletkenliği ölçüldü ve birbirlerinin varlığını hissetmeleri söylendi. Alıcı taraf ayrı bir odada 30 dakika dinlendirilirken verici, rastgele aralıklarla bölünen 10’ar saniyelik zaman dilimlerinde diğer kişiye odaklandı. 38 test oturumuna 36 çift katıldı. Bunların 22’sinde eşlerden biri kanser hastasıydı. Bunların da 12’sinde sağlıklı kişi, deneyden üç ay önceden itibaren her gün hasta kişiye uzaktan tedavi uygulayacak şekilde eğitildi (eğitimli grup). Diğer 10 çift sağlıklı eş eğitilmeden önce test edildi (beklemede olan grup). 14 sağlıklı çifte ise herhangi bir eğitim verilmedi (kontrol grubu). (Radin, 2008)

Çalışmanın elde ettiği bulgulara göre birini iyileştirme isteği ya da kişinin kendi içindeki iyileşme isteği hastalığın sürecini etkileyebiliyor.

Yazan: Arjun Walia
Çeviren: Nejla Nur Güney
Yazının Orijinal Linki: http://www.collective-evolution.com/2015/10/22/the-top-8-paranormal-scientific-studies-what-we-can-learn-from-them/

Kolektif Kozmos’da yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.

Çevirmen Künyesi

NEJLA NUR GÜNEY
Boğaziçi Çeviribilim ikinci sınıf öğrencisiyim. Üç yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Kahveye derin bir ilgi duyduğum için iki-üç sene baristalık yapıp çeşitli demleme metotları öğrendim. Japonca öğreniyorum ve mezun olmadan Japonya’ya gitmek istiyorum. Okul dışında erkek arkadaşımla birlikte İsveççe ve Almanca öğreniyoruz, kuzey ülkelerine gidip oraya yerleşmek için para biriktiriyoruz. Hobilerim: Çalışmak, çizim, yemek yapmak, dünyanın her yerinden insanlarla tanışmak. Ayrıca kitapları ve kar tilkilerini çok seviyorum.

İş’in Geleceğine Katıl

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.