Doğa ve Sağlık Spiritüel

Ruhunuzun Merkezi Beyninizde: Beyin Epifizi İle Tanışın

beyin epifizi Kolektif Kozmos
Credit: collective-evolution

Beynimizin tam ortasında Dünya’daki fiziksel ve ruhsal varlığımızın arasında köprü işlevi gören gizemli bir epifiz bezi yer almaktadır. On yedinci yüzyıl Fransız filozofu Rene Descartes beyin epifizini “ruhun merkezi” olarak adlandırmış, onun insanlara fiziksel dünyada ruhumuzu açıklayıp anlama imkânı tanıdığına inanmıştır. Bilim insanlarının hala onun tam işlevini çözememiş olmasından anlayabileceğiniz üzere beyin epifizi, son yıllarda oldukça tartışılan bir konu olmuştur. DMT: The Spirit Molecule’ün yazarı Prof. Dr. Rick Strassman uzun yıllarını beyin epifizi araştırmalarına ayırmıştır. Kendisi bu bezin, salgılandığında insana psikedelik ve mistik deneyimler tattıran güçlü bir beyin kimyasalı olan DMT’nin (Dimetil Triptamin) üretim yeri olduğunu öne sürmektedir. Pek çok kültürde bir “üçüncü göz” bahsi geçmektedir ve modern teoriler bunun beyin epifizine yapılan bir atıf olduğuna işaret ediyor. Daha ilginç olanı ise bu bezden Romalılar, Meksikalılar, Mısırlılar, Babilliler ve Yunanlar’ın eserlerinde bahsedilmesidir. Vatikan Meydanı’nda dünyanın en büyük kozalak heykeli bulunduğu düşünülürse Katolik Kilisesi’nin bile beyin epifizine sembolik gönderimler yaptığını söyleyebiliriz. Peki tüm bunlar ne anlama geliyor? Bu bez hakkında antik kültürlerin bildiği bir şeyler mi vardı? Dahası, bahsi geçen beyin epifizi spiritüel deneyimlerimizi nasıl etkilemektedir ve bunu fizyolojik bağlamda nasıl açıklayabiliriz?

Beyin epifizinden ilk defa MÖ 300’lerde Herophilus adlı Yunan fizikçinin eserlerinde söz edilmiştir. Herophilus, yazılarında piniform ya da kozalak şeklinde olan bu organın serçe parmak tırnağımız boyutunda olduğunu ileri sürmüştür. İsmin kökeninde ise Latince’de “kozalak” anlamında olan pinea kelimesi yer almaktadır. Daha önceden de bahsettiğimiz üzere beyin epifizi, beynin geometrik merkezinde yer almaktadır. Değinmemiz gereken bir başka detay da bu bezin teknik olarak beynin bir parçası olmadığı gerçeğidir, çünkü epifiz bezi kan-beyin duvarı tarafından korunmamaktadır. DMT: The Spirit Molecule adlı kitabında Dr. Rick Strassman, epifizin beyin içindeki eşşiz konumundan şöyle bahseder:

“Diğer tüm beyin parçaları çiftler halindedir, yani aynıları hem sol hem sağ lobda mevcuttur. Mesela sol ve sağ ön lob ile sol ve sağ temporal lob bulunmaktadır. Beynin tam orta yerinde bulunup eşi olmayan beyin epifizi neredeyse iki bin senedir anatomik ilginin odağı. Batıda hiç kimse bunun ne işe yaradığını çıkaramadı.”

Bunlara ek olarak, beyin epifizi beynin his ve duygusal merkezlerinin yakınında bulunmaktadır. Bu da spiritüel deneyimlerin niye çok fazla duygu ve hissi harekete geçirdiğini açıklıyor olsa gerek. On yedinci yüzyılda Rene Descartes, düşüncelerin temelini araştırırken beyin epifizinin düşünceleri üretmekten sorumlu olabileceğini iddia etti. Descartes beyin omurilik sıvısının güzergahına kıyasla beyin epifizinin bulunduğu konumu incelemiş, onun “düşüncelerimizi salgılayıp” bu sıvı devirdaimine karıştırarak beynin diğer kısımlarına ilettiğini öne sürmüştür.

New York Times Bestseller listesinde olan The Source Field Investigations eserinde David Wilcock, beyin epifizinin psikedelik kullanımı, ölüme yakın deneyimler (near death experiences, NDEs) ve rüya esnasında bize görsel birtakım ilüzyonlar gösteren “üçüncü gözümüz” olabileceği fikrinden söz etmiştir.

“(…) Beyin epifiziyle retina arasında pek çok ilişki olduğu aşikardır. Gelişme ve biçimdeki benzerlikler uzun yıllardır göz önünde. Memelilerdeki beyin epifizinin yalnızca dolaylı olarak ışığa duyarlı olmalarına rağmen normalde retinada ışığın algılanmasında kullanılan bazı proteinlerin bu epifizde de yer alması, memeli epifizinde direkt ışıksal olayların da olabileceğine işaret etmektedir.”

beyin epifizi Kolektif KozmosBu düşünce sistemi artık beyin epifizi araştırmaların dayanağı haline geldi. Elbette beyin epifizinin de görsel bilgiyi alıp beyne ileten retinada olduğu gibi sinyal iletimi sağladığını söylemeye gerek yoktur. Bilim adamları epifizin içinin tamamen siyah olduğunu iddia ediyor olsa da kendimizi de sorgulamamız gerekiyor: Eğer içeride algılanacak ışık yoksa neden vücudumuz ışığı algılayan böyle bir üçüncü göz geliştirsin? Rüya görürken ya da beden dışı deneyimler yaşarken gördüklerimiz beyin epifizinin içinde yer alan ışık hücrelerinden kaynaklanıyor olabilir mi?

Strassman, oldukça çok şeye yarayan DMT’nin beyin epifizi tarafından üretildiğini söyledi. Bu molekül doğada birtakım otlar, ağaç kökleri ve doğal halinde vücudumuzda bulunmaktadır. DMT’nin işlem görmüş hallerini sarıp içen insanlarla yapılan deneyler sonucunda bahsi geçen maddenin oldukça canlandırıcı, spiritüel ve adeta yaşamda dönüm noktası olduğu bulundu. Beyin epifizinin kendine yapıca oldukça benzeyen, modumuz ve uyku düzenimizi etkileyen melatonin ve serotonin isimli iki sinir taşıyıcısını da ürettiği düşünülürse DMT sentezi de doğal bir süreçtir.

Bu kadar şeyin üzerine bir de dünyanın her yerinden sanatta ve mimaride kozalak betimlemesini aktarmazsak olmaz. Daha önce de söz edildiği üzere beyin epifizi ifadesinin kökeni Latince’deki “kozalak” kelimesine dayanmaktadır ve tarih boyunca beynin bu kısmını temsil etmek için yine kozalak kullanılmıştır. Wilcock, The Source Field Investigations adlı eserinde tarihte beyin epifizi sembolizmi üzerine bir bölüm ayırmıştır. Aşağıdakiler kitaptaki örneklerin yalnızca birkaçıdır:

“(…)

  • Son dönem Roma İmparatorluğu’ndan kalma olup Dionysus’la ilişkili gizemli bir tarikata ait bronz bir heykel bulunmuştur. Heykelin baş parmağında çam kozalağı ile birlikte ilginç birtakım semboller yer almaktadır.
    • Başka bir heykelde bir Meksika tanrısının çam kozalağı ile köknar ağacı tuttuğu temsil edilmiştir.
    • İtalya – Turino’da bulunan ve Mısır tanrısı Osiris’e ait olan bir asada birbirine sarılı iki kundalini yılanı vardır ve bu yılanlar en tepede bir kozalağa bakmaktadır.
    • Süryani/Babil tanrısı olan kanatlıTammuz elinde bir kozalak ile resmedilmiştir.
    • Yunan tanrısı Dionysus tepesinde kozalak olan bir asa taşımaktadır.
    • Katolik rahibin asasındaki çam kozalağı elini koyduğu yerin üstünde bulunmaktadır.
    • Dünyanın en büyük kozalak heykeli Vatikan’da, Çam Kozalağı Avlusu’ndaki Vatikan Meydanı’nda bulunmaktadır.
    • Kral Tut’a gömülürken giydirilen altın maskede alnından (beyin epifizinin olduğu yerden) bir kundalini yılanı çıktığı betimlenmiştir.
    • Neredeyse tüm Hindu tanrı ve tanrıçaları kaşlarının arasında bir bindi ile, yani bir üçüncü göz ile resmedilmektedir.
    • Mezoamerikan tanrısı Quetzalcoatl bir heykelinde beyin epifizi şeklinde, boynunda kozalaklardan yapılma bir kolye ile temsil edilmiştir.”

(Vatikan’daki dev kozalak heykeli)

beyin epifizi Kolektif Kozmos

(Kozalak imgesinin olduğu asasıyla Papa)

beyin epifizi Kolektif Kozmos
(Quetzalcoatl’ın heykeli)

Katolik Kilisesi’nin kozalak imgesini sık sık kullanıyor olması insanın canını sıkmıyor değil. Vatikan’daki dev heykelin konulduğu yer düşünülürse herhalde eski Papalar için bu imge büyük bir anlam taşımaktaydı. Vatikan insanlığın fiziksel ve spiritüel evrimine katkıda bulunabilecek kutsal bilgiyi saklıyor mu? Wilcock kitabında beyin epifizinin yazılı tarihine yer vererek konuyu daha derin bir boyuta taşıyor:

“(…) Platon, Devlet’te (VII. kitap) ‘bu bilgiler çerçevesinde ruhun arındırılmış ve aydınlanmış bir organı vardır ki onu kurtarmak, gerçeklik sadece onun vasıtasıyla bize ulaştığı için on bin tane normal gözü feda etmeye değer’.

Bunlara ek olarak, masonik bilgin Manly Palmer Hall, Tüm Çağların Gizli Tarihi’nde aşağıdaki kısma yer vermiştir:

‘(…) Hindular beyin epifizinin Dangma’nın Gözü adını verdikleri üçüncü göz olduğuna inanmaktadır. Budizmde her şeyi gören, Hristiyanlıkta biricik göz olarak bilinir… (beyin epifizi) bir zamanlar olduğu şeye sonradan yine dönmeye yazgılı bir organ olup insan ile yaradan arasındaki bağ işlevini görecektir…”

Tüm kültürlerde kendisine spiritüel aydınlanma yolunda ayrılan yere baktığımızda beyin epifizinin tarih boyunca ilgi odağı olduğunu görüyoruz. Epifizin bize metafiziksel deneyimler esnasında birtakım şeyler gösteren ve bizi yaradana bağlayan köprü olması oldukça olasıdır. Ve işte sıradaki soru: Peki niye bu hala bir sır? Modern teorilerin ortaya sürdüğü fikir, “gizli okulların” pek çok uygarlığın bildiği beyin epifizi bilgisini binlerce yıl boyunca sakladığı, bunu da daha çok güç ve kontrol kazanmak için yaptıkları yönünde.

Bunu aklımızın bir köşesinde tutarak çevremizde olup bitenler ile yiyip içtiklerimizin beyin epifizimiz üzerindeki etkilerini inceleyelim. Daha önceden de bahsettiğimiz gibi beyin epifizi kan-beyin duvarı ile korunmamaktadır ve bu epifizin içindeki sıvıyı mineral oluşumuna müsait kılmaktadır. Bir teori bu minerallerin beyaz salkımlar halinde katılaştığını ve röntgen ya da MRI ile görüntülenebildiklerini söylemektedir. Başka bir teori, çevreye salınan ve vücudumuz tarafından emilen mineraller ile toksik maddelerin beyin epifizimizin potansiyel gücü üzerinde olumsuz bir etkisi olduğunu tartışmaktadır. Epifizin mineralizasyonuna neden olan en temel kimyasallardan biri Florürdür. Pek çoğumuzun da bildiği üzere florür, dişlerin tekrardan mineralizasyonuna destek olup çürükleri engellemede kullanılan FDA onaylı bir ilaç olarak kabul edilmektedir. Kuzey Amerika’daki pek çok ortak su kanalına florür karıştırılmaktadır ki bu da onlardan kaçınmayı giderek daha da zorlaştırmaktadır. O halde gücü elinde bulundurup bu sürecin farkında olan birtakım kimselerin florür ve diğer pek çok toksik maddeyi üzerimizde kullanarak potansiyelimizi kontrol altında tutmak istediklerini söyleyebiliriz. Bu arada şöyle bir olumlu not da düşelim: Son beş senede florürün şehir sularından arıtılması hususunda pek çok çalışma yapılmaktadır. İnsanlar artık gücü tekrar ellerine alıyor, bunu görmek bile bizi motive etmeye yetiyor.

Artık anlıyoruz ki beyin epifizi insanlığın başlarından beri konuşulan ve aranan yüce aydınlanmanın sırlarını içinde barındırıyor olabilir. Peki onu temizlemek için neler yapabiliriz? İlk büyük adım florürden kaçınmak olacaktır. Öğrendiklerinizi yayın ve fark yaratan o kişi siz olun. Aynı zamanda beyin epifizinin kirecini kırmak için mavi keler balığı yağı da kullanabilirsiniz. Bilgiyi ellerinde tutan birtakım üst sınıf insanların planları şurada dursun, artık internet özgürlüğü ve paylaşımın olduğu bu çağda onlar istese de kazanamaz. “Altın çağa” girmemizle binlerce yıldır elimize ayağımıza dolaşan gizli sandıkları nihayet açıyoruz.
*Bu yazı ilk kez CE Dergisi’nin Nisan sayısında yayımlanmıştır. Dergiye internetten ulaşabilirsiniz.

*Yazıdaki bilgilerin çoğu Rick Strassman’ın DMT: The Spirit Molecule ve David Wilcock’ın The Source Field Investigations adlı kitaplarından derlenmiştir. Konu hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyen herkese bu kaynakları tavsiye ediyoruz.

Yazan: Jeff Roberts
Çeviren: Nejla Nur Güney
Yazının Orijinal Linki: http://www.collective-evolution.com/2013/12/15/theres-an-organ-in-your-brain-which-seats-your-soul-meet-your-pineal-gland/

Kolektif Kozmos’da yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.

Çevirmen Künyesi

NEJLA NUR GÜNEY
Boğaziçi Çeviribilim üçüncü sınıf öğrencisiyim. Üç yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Kahveye derin bir ilgi duyduğum için iki sene baristalık yapıp çeşitli demleme metotları öğrendim. İki buçuk senedir Japonca öğreniyorum ve mezun olmadan önce Japonya’ya değişim öğrencisi olarak gitmek istiyorum. Bir yandan freelance çevirmenlik ve (çevrimiçi) eğitimsel içerik yazarlığı yapıyorum. Erkek arkadaşımla birlikte İsveççe öğreniyor, İsveç’e yerleşme planları yapıyoruz. Hobilerim: diller, öğrenmek, kitaplar, yemek yapmak. Köpekleri, kirpileri ve kar tilkilerini çok seviyorum.

Bir Yorum Yazın

Yorum yazmak için tıklayın

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.