Bilim & Teknoloji Spiritüel Yarat & Üret

Psikoloji, “Değerimizi Kariyerimizde Başardıklarımızla Ölçmek Büyük Bir Hata” Diyor

Ay Çiçeği - Kolektif Kozmos
Credit: qz.com

Çağdaş toplumun başarının doğası hakkında fazlasıyla yanlış birtakım fikirleri bulunur. Yaygın inanışa bakılırsa Harvard’da okuyan biri Ohio Devlet Üniversitesi’nde okuyandan daha zekidir, ya da evde çocuklarıyla vakit geçiren bir baba çok ünlü markalarla çalışanlara göre topluma daha az katkıda bulunur, veya Instagram’da iki yüz takipçisi bulunan bir kadın iki milyon takipçisi olan başka bir kadından daha değersizdir.

Bu tarz elitçi ve sapkın bir başarı anlayışı ona inanlara sürekli olarak zarar vermektedir. Kitabım The Power of Meaning için kendi değerlerini eğitim geçmişleri ve kariyerleri ile ölçen kişilerle konuştum. Bu kişiler başarıya ulaştıklarında hayatlarının bir anlamı varmış gibi hissetmiş ve mutlu olmuşlar. Ancak başarısız olduklarında ya da zorlandıkları bir nokta olduğunda hayatlarına anlam katan tek şey gitmiş olduğundan umutsuzluğa düşüp değersiz olduklarına inanıyorlar.

Kitabımı yazmak bana başarılı bir kişi olmanın kariyerinizde kazandıklarınızla ya da en çok oyuncağa sahip kişi olmanızla bir alakası olmadığını öğretti. Başarılı biri olmak demek iyi, bilge ve cömert biri olmak demektir. Araştırmalarımın gösterdiği kadarıyla bu özellikleri kazanmak insanlara daha derin bir tatmin hissi tattırarak onlara engelleri kararlılıkla aşıp ölümü huzurla karşılama yetisini kazandırıyor. İşte bu kriterler hayatta kendimizin ve etrafımızdakilerin, özellikle çocuklarımızın başarı anlayışında yer edinmelidir.


Başarıyı yeniden tanımlamak

Meşhur 20. yüzyıl psikoloğu Erik Erikson’a göre insanların anlamlı bir hayat sürdürebilmeleri için gelişimlerinin her aşamasında belli değer ve yetenekleri iyice bellemeleri gerekmektedir. Örneğin ergenlikte bir kimlik yaratmak en zorlayıcı gelişim aşamalarından biridir. Genç yetişkinlikte asıl amaç diğer insanlarla samimi ilişkiler kurmaktır. Yetişkinlikte ise amaç üretkenlik, yani bir sonraki nesle ya da diğer insanlara hayatlarındaki hedeflere ulaşmaları veya potansiyellerini gerçekleştirmeleri hususunda yardım etmektir.

The Life Cycle Completed adlı kitabında Erikson, üretkenliği daha iyi açıklamak için ölmek üzere olan yaşlı bir adamla ilgili şu hikayeyi koymuştur:

“Gözleri kapalı bir şekilde öylece uzanırken eşi yanına gelip oraya onu ziyarete gelmiş bulunan tüm aile fertlerinin ismini saydı. O ise birden doğrulup oturarak “Peki dükkanla kim ilgileniyor?” diye sordu. Bu ise Hindu’ların “dünya işlerine olan tamah” diye tabir ettiği yetişkinlik ruhunu göstermektedir.”

Bir diğer deyişle ancak çocukluk ve gençlikten kalma içgüdüsel bencilliğinizden kurtulduğunuz zaman, yani hayatın kendinizden ibaret olmadığını ve başkalarına yardım etmeniz gerektiğinizi anladığınız zaman kendinize başarılı bir yetişkin diyebilirsiniz. Başkalarına yardım etmek çocuk yetiştirmek, iş arkadaşlarınıza yardımcı olmak, dünya için yeni ve yararlı bir şey üretmek gibi yollarla gerçekleştirilebilir. Üretken insanlar kendilerini daha büyük bir yapının parçası olarak görür ve alçak gönüllülüğü de ihmal etmeden sahip olduklarını sonraki nesillere de aktarmak isterler. Bu mirasları ise onların hayatına bir anlam kazandırır.

Bir girişimci, yatırımcı ve Good People kitabının yazarı Anthony Tjan üretkenliğin fevkalade bir örneğidir. Ama o elbette hep öyle değildi. 2000’lerin başında Tjan, Harvard Business School mezunu ve hızla büyüyen 100 milyon dolarlık internet hizmetleri şirketi ZEFER’in sahibi olan yeni nesil bir teknoloji çocuğuydu. Tjan şirketini halka açmayı ve kazancın dibine vurmayı planlamaktaydı.

Ancak şirketin halka açılması planlanan gün NASDAQ tarihindeki en büyük düşüşü yaşadı. İnternet çılgınlığı insanların elinde patlamıştı. Tjan ve iş arkadaşları IPO’yu geri çekmek ve üç ayrı postada işçilerini geçici olarak izne göndererek şirketini yeniden yapılandırmak zorunda kalmıştı.

Tjan yıkılmıştı. IPO’yu takıntısı, genç yaşta başladığı kariyerinin tacı olarak görüyordu. Kendi kendine kaç milyon kazanacağını hesaplıyor, eğleniyordu. Şimdi tüm hayalleri suya düşmüştü. Küçük düşürülmüş ve tüm inancını yitirmişti.

IPO ile yaver gitmeyen talihiyle mücadele ederken fark etti ki asıl onu yanlış yola götüren şey fikirlerinde yer alan başarı tanımıydı. Zamanında, yazdıklarından anlaşıldığı kadarıyla o, başarıyı “kazanmak” olarak tanımlıyordu. Tjan: “Başarımızı yarattığımız anlamlı rol veya yenilikler ya da onların dünya üzerindeki etkisi yerine kazanacaklarımızla ölçmeye kalktık. Ancak başarının sırrı gücünüzü daha üst bir şeyde kullanmakta, yani üretkenlikte yatar.”

Tjan bugün bir yatırım şirketi olan Cue Ball’da çalışıyor. Orada yeni başarı tanımna uygun bir şekilde hayatını sürdürürken her şey onun için gayet yolunda gidiyor gibi görünüyor. Sevdiği projelerinden biri ise manikürcülerin az para karşılığında sömürüldüğü tırnak piyasasını kasıp kavurmak için kurduğu güzellik merkezi zincirleri MiniLuxe. MiniLuxe’te manikürcüler haklarını alabiliyor ve emeklilik fırsatlarından yararlanabiliyor, müşteriler ise daha hijyenik bir manikür pedikür hizmetinden faydalanabiliyor.

Tjan bana, “Çocuklarımın başarıya kazanç ve kayıp olarak bakmalarını değil, tüm kalpleriyle diledikleri şeyin peşinden koşmalarını istiyorum” dedi.

Kendinizi faydalı hale getirmek

Erikson’un gelişim modelinde ise üretkenliğin karşıtı “durağanlık”, yani sizin hiçbir işe yaramadığınızı ve kimsenin size ihtiyacı olmadığını düşünmeniz nedeniyle hayatınızın anlamsız olduğuna inanmanızdır.

Serpilip büyümek için insanların toplumda bir rolleri olduğuna, hayat oyununun bir parçası olduklarına inanmaları gerekir. Bunun gerçekten de böyle olduğu 1970’lerden itibaren 40 farklı erkeğin onun üzerinde yıl boyunca incelendiği yetişkinlik gelişimi psikolojik deneyi kanıtlamaktadır (Deney sonuçlarının yer aldığı kitap olan The Seasons of a Man’s Life adlı kitaba bir göz atabilirsiniz).

Deneklerden roman yazarı olan biri kariyerinde büyük zorluklarla karşılaşmıştı. Ancak bir üniversitede yaratıcı yazarlık dersi vermesi istendiğinde, o işi “işe yarar biri olduğunun kanıtı” olarak tanımladı.

Bir başka denek tam tersi bir durum yaşadı. Araştırmacılara şunları söylediğinde bir yılı aşkın bir süredir işsizdi: “Bomboş bir duvara doğru gidiyorum. Hiçbir işe yaramadığımı, kimseye bir faydamın dokunmadığını hissediyorum… Bazı ihtiyaçları karşılayamadığım düşüncesi, paramın olmadığı gerçeği ve oğlumun ihtiyaçlarını alamamamız benim bir budala, bir pislik gibi hissetmeme neden oluyor.”

Üretken olma fırsatı bahsi geçen ilk kişinin hayatına bir amaç kazandırdı. İkincide o fırsatın bir türlü gelmemesi çok acı bir şekilde sonuçlandı. Ve pek çok insan gibi bu kişiler için de işsizlik yalnızca bir ekonomik sıkıntı değil, aynı zamanda varoluşsal bir problemdir. Araştırmalar gösteriyor ki tarihte işsizlik ve intihar oranları hep el ele. Çünkü insanlar yapmaya değer bir şey bulamadıklarında bazen sadece vazgeçer.

Ancak iş, başkalarına yardımcı olmanın tek yolu değildir. John Barnes da yukarıda söz ettiğimiz zahmetli araştırmanın bir parçasıydı ve bu gerçeği zor yoldan öğrendi. Bir üniversitede biyolog ve oldukça hırslı ve başarılı bir kişilik olan Barnes Guggenheim ödülünü kazandı, Ivy League bölümünün başkanlığına aday gösterildi ve tıp okulunda yardımcı dekanlık yapmaktaydı.

Tüm bunlara rağmen Barnes hayatının daha yarısında kendini başarısız görmeye başladı. Uğruna çabalamaya değer hiçbir hedefi yoktu. Ve en çok sevdiği şeyler olan “laboratuvarda takılmak ile sandala binmenin” onun sözleriyle “kimseye bir faydası yoktu”. Sürüklenip kaybolmuş gibi hissetti. Tüm hayatı boyunca “mükemmellik ve takdir peşinde” koşmuştu. Her şeyin ötesinde önemli bir bilim insanı olarak tanınmayı arzuluyordu. Ancak şimdi gördü ki ün arzusu ruhsal boşluktan kaynaklanmaktaydı: “Şakşakçıların desteğine ihtiyaç duyan biriyseniz içinizde bir şeyler eksik demektir” dedi.

Orta yaşlarda kişilerin üretkenlikle durgunluk, yani daha çok başkalarını düşünme ile kendilerini düşünme arasında gidip gelmeleri doğaldır. Erikson’a göre başarının göstergesi kişinin bu çatışmayı kendi içinde halletmesidir.

Barnes da nihayetinde öyle yaptı. Araştırmacılar birkaç sene sonra baktılar ki Barnes artık kişisel heveslerinin ve takdir edilme arzusunun peşinde koşmuyor. Aksine, oğlu ile daha kaliteli vakit geçiren bir baba, üniversitesine daha fazla katkıda bulunan bir çalışan ve laboratuvarında mezun öğrencilerin elinden tutup onlara yol gösteren bir koç olarak başka insanlara faydalı olmanın yollarını bulmuş. Belki de araştırmaları hiç meyve vermeyecekti, belki alanının parlak yıldızları arasında adı hiç anılmayacaktı. Ama o başarı hikayesini yeniden yazdı. “Takdire şayan mükemmeliyet” arayışından vazgeçti. Artık yalnızca işine değil ailesine de vakit ayırıyor ve böylelikle kimseyi ihmal etmiyor.

Pek çok yönden aramızda John Barnes gibi olan bir sürü kişi var. Belki de biz başarıya onun kadar aç ya da kariyerimizde eşit derecede parlak değiliz. Ancak hepimizin onunkiler gibi gerçekleşmeyecek halleri mevcut. Gerçek soru şu ki biz bu hayal kırıklığı ile nasıl baş ediyoruz? Barnes’ın ilk başta yaptığı gibi hiçbir işe yaramadığımıza inanabiliriz. Ya da hayatımızda yeni ve temeli üretkenlikte yatan bir başarı tanımına yer açabilir, üç günlük dünyada geçici bir süreliğine sahip olduğumuz “dükkanlarla” ilgilenip bizden sonra birinin onlara bakacağından emin olabiliriz. Bi nihai olarak başarılı bir hayat sürmenin anahtarıdır.

Yazan: Chris Helgren
Çeviren: Nejla Nur Güney
Yazının Orijinal Linki

 

Kolektif Kozmos’da yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.

Çevirmen Künyesi

NEJLA NUR GÜNEY
Boğaziçi Çeviribilim ikinci sınıf öğrencisiyim. Üç yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Kahveye derin bir ilgi duyduğum için iki-üç sene baristalık yapıp çeşitli demleme metotları öğrendim. Japonca öğreniyorum ve mezun olmadan Japonya’ya gitmek istiyorum. Okul dışında erkek arkadaşımla birlikte İsveççe ve Almanca öğreniyoruz, kuzey ülkelerine gidip oraya yerleşmek için para biriktiriyoruz. Hobilerim: Çalışmak, çizim, yemek yapmak, dünyanın her yerinden insanlarla tanışmak. Ayrıca kitapları ve kar tilkilerini çok seviyorum.

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.