Doğa ve Sağlık

Nöroprogramlama 101

Neuroscience - KolektifKozmos
Credit: AstraZeneca

Herkes Pavlov doktrinini az çok bilir fakat kısaca bir hatırlatalım. Bir gün elinde boş bir yemek kabıyla laboratuvara giren Pavlov, köpeğinin yemek varmış gibi tepki verdiğini ve salya üretiminin arttığını gözlemlemiştir ve bu olay üzerine koşullu refleksler üzerine çalışmalar yapmaya başlar.

Bu olay fizyolojik bir girdi olmamasına rağmen vücudun fizyolojik bir tepki vermesinin bir örneğidir. Önemli bir görüşmeden önce midenizin bulanması ya da tam tersi iyi bir haber aldığınızda kendinizi daha zinde hissetmeniz de buna örnek olarak gösterilebilir.

Gündelik hayatta yaptığımız hareketlerin çok büyük bir kısmı bilinç dışı gerçekleşir. Beynimizin bu kısmına otonom sinir sistemi denir. İsminden de anlaşılacağı üzere “otomatik” olarak aksiyon alan sistem. Yürürken, yemek yerken, nefes alıp verirken düşünmemize gerek kalmaz çünkü bu hareketleri hayatımız boyunca o kadar fazla tekrar etmişizdir ki artık beynimiz böylesine durumlarda otomatik programı kullanır. Mesela nefes almayı biliyor olarak doğmayız zira rahimdeyken solunum yapmamıza gerek yoktur. Doğduğumuzda popoya vurulur ki ağlamak için ağzımızı açtığımızda istemsiz bir şekilde nefes almayı öğrenelim. Yürürken attığınız her adımı hesap ettiğinizi “düşünsenize” ne kadar zor olurdu değil mi? Fakat sinir sistemimiz öylesine gelişmiş bir yapı ki her gün yeni bir yazılım üretip bunu tam kapasiteyle kullanabilecek potansiyele sahip.

Otonom tepki verdiğiniz olaylardan birini ele alalım. Yeni doğan bireyin aynı şartlarda sizinle aynı tepkiyi verme olasılığı nedir? Yeni doğan birey eşit bir kıyas olmadı elbette, bu sebepten örneği biraz değiştirelim. Alın size farklı bir senaryo daha; bu sefer aynı sese verilen farklı tepkileri örneklendirelim. Bir atletle bir askeri ele alalım. İkisi de işi gereği silah patlama sesine maruz kalırlar fakat ikisinin geliştirdiği mekanizma(beyindeki yazılım) birbirinden farklıdır. Atlet, silah sesini yarışa başlama olarak kodlamışken, asker silah sesini ölmek ya da öldürmek olarak kodlamıştır. Bu sebepten aynı sese verilen tepkiler de farklılık gösterir.

Bunu uzun uzun anlatmak istememin nedeni beynin eğitilebilir olduğunu göstermek istemem. Beyin tabiri caizse yaşanan olaylardan feyz alır, yani öğrenir. Öğrendiği her şey için bir program yazar ve bu programlar yeri geldiğinde silinebilen ya da içeriği değiştirilebilir programlardır. Bir sonraki yazılarımızda bu programları kullanabilme ve yönlendirmeyle ilgili bilgiler paylaşmaya devam edeceğiz.

 

Doğuştan var olan bir programdan bahsetmek istiyorum. Stres anında kortizon\kortizol salınımı. Bu cümleyi okuduktan sonra herhalde okuyucuların çoğu “hmm stres anında salgılıyormuşuz, belli ki kötü bir şey ve stres yapmayın demeye getirecek.” Diye düşünüyor. Fakat hayır getirmek istediğim nokta bu kadar yüzeysel değil. Öncelikle kortizonun vücuda etkilerinden bahsetmek isterim ki konuyu net bir şekilde ifade edebileyim. Kortizon, vücudun stres anında böbreküstü bezlerinden salgıladığı ve salgılandığı an itibariyle etkisini gösteren güçlü bir hormondur.  Salgılandığı anda kan basıncını ve kan şekerini arttırır, uzun vadeli kullanımlarda bağışıklık sistemini baskılar ve beynin çalışma kapasitesini azaltır (konsantrasyon eksikliği, hafıza zayıflığı, beynin boyutsal olarak küçülmesi). Pekiyi böyle ipe sapa gelmeyen, bize bir faydası olmayan hormon neden salgılıyoruz? Çünkü bundan 50.000 yıl önce avcı-toplayıcı atalarımız; bizim gibi ofiste yaşadıkları bir sorun, sevgilileriyle yaşadıkları bir tartışma veya büyükannelerinden aldıkları kötü bir haber sebebiyle strese girmezlerdi. Onların strese girmelerinin yegâne sebebi avcı hayvanlarla karşılaşmalarıydı.  O dönemlerde henüz boyut olarak bizden küçük hayvanları avlayabiliyorduk fakat bu hayvanları tek avlayan da biz değildik elbette. Doğada bizden daha güçlü, daha sivri dişlere sahip ve daha hızlı koşabilen rakiplerimiz vardı. İşte tam bu sebepten vücudumuz kortizon salgılamaya adapte oldu. Şimdi bunu senaryolaştıralım; ava çıktınız ve Afrika savanlarında antilop peşindesiniz. Bir de baktınız ki besin piramidinin en üstünden bir aslan tam karşınızda. Bu durumda olası 3 tepkiniz vardır. 1)Don! Beyniniz hareket etmezseniz sizi fark etmeyeceğini umar (evet beyniniz sizden bağımsız bir şekilde kendi genetik varlığını devam ettirmek için elinden geleni yapar) ve olduğunuz yerde kendinizi çakılmış halde bulursunuz. 2)Kaç! İşte tam da bu esnada vücudunuz varını yoğunu bırakıp kortizon salgılar. Zira aslandan kaçarken sindirim sisteminize, bağışıklık sisteminize kısaca kas-iskelet sisteminiz haricinde başka bir şeye ihtiyaç duymazsınız. Az önce de söylediğim gibi kortizon kan basıncını arttırıp kandaki şeker oranını yükselterek kaslarınıza yeteri kadar (hatta elinden gelenin hepsi kadar) yakıtı sağlamaya çalışır. Bu program hâlihazırda kullandığımız bir program değil. Zira günlük hayatta böylesine zorluklarla karşılaşmıyoruz. Fakat beynimiz bu gibi “zorluk” anlarında bu tepkiyi vermeye programlı olduğu için, o dönemde yazılan programı günümüze uyarlıyor. Bu durumda biz yine biziz fakat aslan da yeri geldiğinde patron formunda olabiliyor. Bu primat dönemimizden de eski bir evrimdir ve (alet kullanımı ile besi piramidinin zirvesine çıktığımız dönemi temel alırsak) 5.000-10.000 yıl kadar kısa bir sürede kaybolması pek olası değil. 3. Ve olası son tepkimiz ise savaşmak olacaktır. Nitekim savaş için de aynı şekilde kas iskelet sistemine ihtiyaç duyarsınız.

Genetik kodumuzda biz doğmadan çok önce var olan ve biz öldükten sonra da varlığını devam ettirecek bazı yazılımlar var evet. Fakat tehlike anında donmak, kaçmak ya da savaşmak yerine, kendini evriminin getirdiği zekâsını kullanarak mantığa göre çözmeye programlamış insanlar gibi biz de var olan programlarımızı kapatabilir veya yönlendirebiliriz. Zira bunu yapabilecek kadar zamanımız, donanımımız ve öz sevgimiz var.

Kolektif Kozmos’da yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.

Yazan: Fzt. Umut Küçük

Umut Küçük

Yeditepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü mezunuyum ve bir süredir sağlıklı yaşam danışmanlığı yapıyorum. Öğrenmek en büyük zevkim. Felsefe ve psikolojiyle özellikle ilgileniyorum. Bu alanlarda farkındalık seviyemi geliştirdikçe yazılar yazıp paylaştığım bir blog var. Yazılarımı, bilgiyi arzulayan ve arayan insanlarla paylaşarak onlara katkı sağlamak için katıldım buraya. Bunu sağladığı ve insanları birbirine bağladığı için Kolektif Kozmos’a teşekkür ederim.

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.