Bilim & Teknoloji Doğa ve Sağlık

İnsan Türü İçin Beynin Değeri – İnsan Beyni (Bölüm 1)

Da Vinci - Kolektif Kozmos

Öncelikle başlığın hiç de mütevazı olmadığının farkındayım. İçerik olarak beklentileri karşılamak istiyorum fakat üstünde sürekli araştırmalar yapılan devasa bir konuyu tek bir yazıya toplayabilmem ve bunu çok da terminolojik olmayan eğlenceli-okunabilir bir şekilde yazıya dökmem takdir edersiniz ki pek de mümkün değil. Ben de yazıyı birkaç farklı bölüme ayırmayı düşündüm fakat henüz tamamlanmadığı için hepsini paylaşamıyorum, yazdıkça paylaşacağım.

 

Niçin beyinden bu kadar bahsettiğimle ilgili sorular geldi ve elimden geldiğince sorulara yanıt vermek isterim. İlgimi bu kadar cezbeden yalnızca beyin değil, sinir sisteminin tamamı. Fakat evet büyük bir kısmı beyin. Homo sapiens olarak (hatta artık homo sapiens sapiens yani insan 2.0) bizi diğer canlı türlerinden daha “üstün” kılan yeteneğimiz düşünce gücümüz. Düşünebilme yeteneğimizle yaklaşık 100.000 yıldır hayatta kalabilmeyi başardık ve daha fazlasını istiyoruz. Aslına bakarsanız daha fazlasını istemekle ilgili birkaç paradoks var fakat şuan konumuz bu değil.

Beyin gücü bizim en büyük lütfumuzken en büyük de külfetimizdir. Beyin ağırlık olarak vücudumuzun %2-3’ünü oluştururken dinlenme esnasında enerjimizin %25’ini harcar. Diğer primat türlerinde ise bu sayı %8’dir. Aslında üstünde düşünüldüğünde çok derin noktalara ulaşabileceğimiz bir bilgi bu. Dursak bile düşünmeye devam ediyoruz ya da Descartes’ın dediği gibi “Düşünüyorum öyleyse varım”. Bu bir ödül mü yoksa lanet mi? Sanırım düşünce gücünü neye harcadığına göre değişkenlik gösterebilir. Bu da benim cevabım olsun.

Beyin gücümüzle hiçbir hayvanın erişemeyeceği kadar güçlü ve hızlı olabiliyoruz. İlk olarak taşları yontarak kaplan pençelerini taklit ettik daha sonra basit makinelerle kaldıraçlar derken şimdi Mars’ta koloni kurmayı planlıyoruz. Bakın bu süreç yalnızca 100.000 yıl aldı. Uzun gibi gözüküyor olabilir fakat beyin kıyas yaparak daha iyi algılar o yüzden kıyas yapabilmeniz için şu bilgiyi de vereyim, ilk timsahların ataları 220 milyon yıl önce evrimleşmeye başladılar. Hatta şöyle yazarsam daha da anlaşılır olacak; İnsan 100.000 yıl, timsah 220.000.000. Tabii ki timsahlar da oldukları yerde sayıyor demiyorum fakat daha önce marsa koloni kurmaktan bahseden bir timsahla karşılaşmadım (belki de krokodil dundee avlamıştır bilemeyiz). Timsahlar kendi ederleri kadar evrimleşiyor, biz ise olduğumuzdan daha fazlasına ulaşmak için evrime müdahale etmeye çalışıyoruz. Buna Hitler’in aryan ırkı yaratma çabasını örnek olarak gösterebiliriz.

 

Tabii ki doğa bazı durumları kendi yaratıyor ve biz ona uyum sağlamak zorunda kalıyoruz. İki ayak üstünde yürümek ve hamilelik süresinin 9 ay olmasıyla ilgili bir bilgi paylaşmak istiyorum ki evrim, adaptasyon ve doğal seçilim nasıl işliyor net bir şekilde anlaşılsın. Bundan 2 milyon yıl önceki atalarımız iki ayak üstünde kolayca yürüyebilir hale gelmişlerdi. Pekiyi niçin? ÇÜNKÜ ayaklar üzerinde yürürken elleriyle iş yapabilme kabiliyetlerini kullanabiliyorlardı ve bu iş yapabilme kabiliyetine sahip, ayakları üstünde yürüyebilenlerin soyu devam etti. Fakat bu durumda bir sorun oluştu. Primata daha yakın olan atalarımız, quadropod yani dört uzvunun üstünde yürüyordu. Bu durumda kalçalar daha büyük, cervix ve uterus (doğum kanalı) daha genişti. Fakat ayakları üstünde yürümeye başlayan atalarımızın doğum kanalı ve kalçaları daraldı. Beyin ve kafatası olarak sürekli genişleyen, doğum kanalı olarak ise sürekli daralarak geçen birkaç on bin yıldan sonra artık doğacak olan yavruların kafası rahimden çıkamaz oldu ve 18-20 aylık hamilelik süreci olan ilkel atalarımızın ölü doğum oranı arttı.

Tam olarak bu noktada doğal seleksiyon bize tabir-i caizse “beyninle var olmaya devam edeceksin, hadi bakalım devam et neler yapacaksın” dedi ve hamilelik süresi 9-10 ay olan atalarımızın nesli devam edebildi, diğerleri ise yok oldu. Evrim sürecimizdeki en kritik noktalardan birinin bu olduğunu düşünüyorum zira daha zeki olabilmek için prematüre doğmayı ve kas gücü olarak aynı habitatı paylaştığımız akrabalarımızdan daha zayıf bir şekilde var olmayı “tercih ettik”. Elbette ki bu bizim tercihimiz değildi fakat genetiğimiz bu şekilde var olmayı uygun gördü. Çünkü genetik ne kadar kaliteli ya da ne kadar kalitesiz bir hayat sürdüğünü önemsemez, yaşayıp soyunu devam ettirmek onun asıl amacıdır.

Beynin insan için yalnızca bir organdan çok daha fazla önem arz ettiğini umarım anlatabilmişimdir. Nitekim benim de merakım buradan geliyor.

 

Kolektif Kozmos’da yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.

Yazan: Fzt. Umut Küçük

Umut Küçük

Yeditepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü mezunuyum ve bir süredir sağlıklı yaşam danışmanlığı yapıyorum. Öğrenmek en büyük zevkim. Felsefe ve psikolojiyle özellikle ilgileniyorum. Bu alanlarda farkındalık seviyemi geliştirdikçe yazılar yazıp paylaştığım bir blog var. Yazılarımı, bilgiyi arzulayan ve arayan insanlarla paylaşarak onlara katkı sağlamak için katıldım buraya. Bunu sağladığı ve insanları birbirine bağladığı için Kolektif Kozmos’a teşekkür ederim.

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.