Spiritüel

İlişkilerde Tek Eşli Olmak Zorunda Mıyız? İnsanlar Sevdiklerini Neden Aldatır?

Aldatma - Kolektif Kozmos
Credit: collective-evolution.com

Hayatımızın bir noktasında hepimizin en az bir kere partnerini aldattığını söyleyecek kadar ileri gideceğim. Aklınızdan şu an belki “Hiç de bile!”, “Asla!” gibi şeyler geçiyordur; ama burada aldatmanın farklı seviyelerinden bahsediyorum. Yaptığınız ve partnerinize söyleyemeyeceğinizi düşündüğünüz herhangi bir şey aldatma sayılabilir.

Spor salonunda zararsız bir flörtle egonuzu okşamak istemiş olabilirsiniz. Sosyal medyada fazla “samimi” fotoğraflar paylaşmış olabilirsiniz. Hatta başka biri ile yatmış bile olabilirsiniz. Demek istediğim şu ki pek çoğumuz ilişkilerimiz boyunca en az bir kere yasak ve heyecan verici bir şey yapma ihtiyacı hissediyoruz. Peki, bu dürtü veya hislerin asıl kaynağı nedir? Temelde gerçekten de “kötü” ve önüne gelenle yatan yaratıklar mıyız?

Şu ana kadar tek ve çok eşliliği incelemek üzere birkaç teori geliştirilmiştir. Şimdi bunlardan bazılarına göz atalım. Sonra da sağlıklı bir tek eşli ilişkinin nasıl sağlanabileceğini inceleyelim.
İnsanın Hayvan Doğası ve Tek Eşlilik

İnsanlar benzersiz yaratıklar oldukları için hayvanlarla bir tutulamaz. Ama bir yandan da hayvan davranışları, uzun zamandır insanın ilkel iç güdülerini anlamak için incelenmektedir. Hayvan atalarımızda tek eşliliğin pek görülmediğini söylemek gerek. Su samuru, kunduz ve kurtlar da aralarında bulunduğu 5,000 memeli türünün yalnızca %3-5’i hayatlarını tek eşle geçirir.

Bazı evrim psikologları erkeklerin evlilik dışı ilişkiye girmeye daha yatkın olduğunu, bunun da içlerindeki dölleme dürtüsünden kaynaklandığını iddia etmiştir. Onlara göre erkekler de dişiler de farklı şekilde daha gelişmiş bir eş bularak evrimde bir basamak daha atlama peşindelerdir.

New Mexico Üniversitesi’nden evrim antropoloğu Jane Lancaster, “İlkel dişi ve erkeğin zaman içinde bir arada kalıp çocuklarını yetiştirme kararı aldığını görüyoruz. Yani iki birey arasında bir bağ söz konusu. Fakat bu bağ çok eşlilik, tek eşlilik, tek ebeveynlik gibi farklı biçimlerde varlığını sürdürebilir,” dedi.

Erkeklerin çocuk yetiştirmede katkı sağlamasıyla insan, diğer memelilerden ayrılır. Michigan Üniversitesi Toplum Sağlığı Bölümü evrim psikologlarından Daniel Kruger, “İlişkilerde çiftlerin güçlü bir bağ kurduğunu biliyoruz. İnsan türünde aynı zamanda diğer primatlara göre daha çok anne-babalık iç güdüsü mevcut,” dedi. “Bu bizi ne kadar özel kılsa da özümüzde (diğer pek çok memeli gibi) çok eşlilik vardır.” Kruger insanların “yarı-çok eşli” olduğunu, yani erkeklerin birden fazla dişiyle birlikte olabileceğini iddia eder.

Hayatımızdaki Boşlukları Doldurmak İçin mi Aldatırız?

Şimdi de geleneksel psikoanalitiğin aldatmaya bakışını açıklayalım. Bu teoriye göre pek çok insan, partnerleri sayesinde hayatlarının “daha iyi” olacağını düşündüğü için uzun soluklu ilişkilere veya evliliğe girişir.

İşte mutluluğu kendimizin dışında bir yerde bulabileceğimize inandığımız bir başka zaman… Tıpkı alışveriş yapıp kıyafet veya araba alarak mutlu olabileceğimize inanmamız gibi.

Artık gerçeği öğrendiğinize göre işler sizin için ilginçliğini yitirmiş olabilir. Sahip olduğumuz ya da deneyimlediğimiz tüm bu şeyler bizi uzun vadede tatmin etmek için var. Biliyorum ki hepiniz öyle ya da böyle bir şekilde tattınız bunu.

Bu teoriye göre aldatmanın da temelinde aşırı alkol/uyuşturucu kullanımıyla, kumarla, alışveriş bağımlılığıyla aynı mantık yatar: bilinçaltında kendini gösteren kişinin kendinden uzaklaşma arzusu. Kişiler, kendilerinden kaçarak ve başka şeylerle ilgilenerek içlerindeki yalnızlık hissini bastırabileceğine inanır.

Aldatmaya sebep olan etkenleri ve yukarı bahsedilen senaryoları eminim daha önce duydunuz. Peki şunu düşünün; ya ilişkide her şey yerinde ve mükemmel gidiyorken yine de “sıkıldığımızı” hissedip ilişki dışında bir şeyler yapmak istersek? Bu, uzun ilişkilerin ya da evliliğin nasıl olması gerektiği fikrinden kaynaklanıyor olabilir mi?

Günümüzde Artık Çok Eşlilik Mi Moda?

Son on senede çok eşlilik, toplum tarafından geleneksel ve tutucu olan tek eşliliğe bir alternatif olarak görülmeye başlanmıştır. Bu da kısmen modern çağın evlilik kurumunu ilkel bir değer olarak görmesinden kaynaklanır.

Günümüzde bize evlilik kılıfında sunulan tek eşlilik, pek çok kişiyi uzun soluklu ilişkilerden ürküten bir değerdir. Yaygın inanışa göre evlilik vasıtasıyla sağlama alınan tek eşlilik insanlarda baskı, cinsiyet rolleri, bağımlılık, aidiyet, monotonluk, rahata alışma, kıskançlık, gücenme, pasiflik vs. Algılarını yaratır. Yine de mevcut kültür birikimine bakıldığında neden evliliğe (=tek eşliliğe) değer verildiği anlaşılabilir.

Başka bir bireyin sahibi olmamız söz konusu değildir. Tüm hayatımızı biriyle geçirme sözü verip partnerimizi “Şunu yap, bunu yapma,” diyerek yönlendiremeyiz. Nihayetinde hepimiz hoş vakit geçirip mümkün olduğunca fazla deneyim kazanmak için buradayız. İşte bu yüzden elimizi kolumuzu bağlayacak bir kağıt parçası veya bir yüzük bizi korkutur.

Karşılıklı güven içerisinde hoş ve kaliteli zaman geçirmek ile biriyle sonsuza dek beraber olmaya söz vermek farklı şeylerdir. İnsanlar bunu göremedikleri için boşanma oranları bu kadar yükselmiştir.

Hemen her ilişkide belli bir dönemde en az bir taraf durup artık yeni şeyler deneyimlemek istediğini düşünecektir. İki taraftan herhangi biri buna direnirse işte o zaman ilişki içerisinde sıkıntılar başlar. Çünkü bizler, bağımlılık yada evliliği sürdürme yönündeki kültürel öğretileri değil, her zaman iç sesimizi dinleriz.

Tüm bunlara rağmen uzun soluklu ilişkiler bizler için mükemmel deneyimler haline gelerek bir şeyleri daha erken öğrenip daha çabuk büyümemize olanak tanıyabilir.

Peki, Sağlıklı Bir İlişki Nasıl Olmalıdır?

Karşılıklı tatmin sağlanabilmesi için her ilişkinin içinde barındırması gereken özellikler mevcuttur.

Tek eşlilik mi bize göre yoksa çok eşlilik mi anlamak için büyük resme odaklanmak gerek.

Duygusal ve manevi varlıklar olduğumuz için kendimizi hayvan atalarımızla aynı kefeye koyamayız. Yine aynı sebepten aşk ve seks yaşantımız yalnızca beynin psikolojik işleviyle ilişkilendirilemez.

Doğruyu söylemek gerekirse çok eşliliğin de tek eşliliğin de artı ve eksileri mevcut. İkisinden hangisinin “daha iyi” olduğuna kültürel norm ve öğretiler karar verir.

Daha önce de bahsedildiği gibi modern çağ kültürü, evliliğin ve tek eşli ilişkilerin nasıl yürütülmesi gerektiğine dair antik öğretilerle kirletilmiştir.

Cinsel kimliğimiz, içinde bir çeşit yaşam gücünü barındırır. Bu güçle ya yeni hayatlar yaratır ya da kendimizle olan bağlarımızı güçlendiririz. Samimi ilişkiler çiftlerin her ikisi için bir ayna işlevi görür. Bu sayede özfarkındalık kazanır, ilişkimiz samimiyet ve güvenle yoğruldukça daha derin bir sevgiyi deneyimleriz. İşte bu, uzun soluklu ilişkilerin en büyük artısıdır.

Güven ve sevgi çerçevesinde kendimizi bir insana adamak, yaşadığımız deneyimi güçlendirebilir. Buradan illa iki kişinin tamamen bir ve bütün olması anlamı çıkarılmamalıdır. Çünkü ikincisi, karşılıklı bağımlılık anlamına gelir ki bu insan doğasına aykırı olduğundan uzun ilişkiler açısından pek sağlıklı değildir. Hayatımızın büyük bir kısmını bir kişiye adadığımızda otomatik olarak ortak ve bambaşka bir yaşam alanı oluştururuz. Burada sevmenin de sevişmenin de farklı seviyelerini keşfederek karşılıklı bir saygı çerçevesinde daha yüksek bir bilinç statüsüne ulaşırız.

Elbette işin bir de öteki yanı var: istek ve ihtiyaçlarının farkında olmayan insanlar için bu ortak yaşam alanı, gereksiz ve can sıkan bir boşluğa da dönüşebilir.

İşte bu sebeple fiziksel ilişkileri ruhsal aktivitelere dönüştürmek oldukça önemlidir. Hayattaki yolculuğumuz sırasında partnerimize destek olmamız ve sözümüzde durarak bir güven ortamı oluşturmamız gerek. Yukarıda bahsedilen olumsuzlukları bu şekilde önleyebiliriz ve böylece partnerimiz dışında başka biri ile herhangi bir macera yaşama ihtiyacı duymayız.

Her İlişkide Muhakkak Dikkat Edilmesi Gereken En Önemli Nokta

Şu ana dek tek ve çok eşliliğin pek çok yönünü işledik. Aldatmayı hayvan iç güdülerimize bağlayan eski, ve ruhumuzdaki boşlukları doldurma çabamıza bağlayan modern teorileri inceledik. Son olarak da ilişkileri tanımlarla sınırlandırmaktan kaçınarak onlara manevi değerler olarak yaklaşıp nasıl tatmin edici deneyimler yaşayabileceğimizi gördük.

Nihayetinde elbet hangi ilişkiyi nasıl yaşayacağımıza dair net kurallar bulunmamakta. Ancak yapabileceğimiz şey, ilişkilerin eski inanışlardan artık ne yönlerden farklılaştığını öğrenip kavramak.

Boşanma oranları her geçen gün artıyor. Bir ilişkinin, sevginin, her şeyden önce bireye özgürlük tanıması gerek. Birlikte olduğumuz insana sahip olabileceğimizi ya da onun bize karşı yükümlülüklerinin bulunduğu düşüncesi ilişkiye bakış açımızı değiştirecektir. Özgürlük, dürüstlük ve koşulsuz sevgi her insanın olgunlaşıp ulaşabilecekleri en kaliteli kimliklerine bürünmelerini sağlar. Asıl önemli olan şey de bu değil mi zaten?

Kolektif Kozmos’da yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.

Orijinal Yazının Linki

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.