Bilim & Teknoloji

Fizik Yasaları Başka Yaşam Formlarının Ürettiği Bir Şey Mi?

E=mc2 Fizik Formül kolektif kozmos
Credit: Paperhi.com

Uzaylı teknolojisi fizikten ayırt edilemeyecek kadar gelişmiş olabilir.” –Caleb Scharf

 

Arthur C. Clarke bir keresinde yeterince ilerlemiş herhangi bir teknolojinin sihirden ayırt edilemeyeceğini söylemişti. Mesela bir çift spor ayakkabı ve iPhone’unuzla Paleolitik Çağ çiftçilerine oldukça tanrıvari görünebilirdiniz. Ama çiftçiler yine bir şekilde sizin de onlarla aynı türden olduğunuzu bilirlerdi ve çok geçmeden özçekim yapmaya bile başlarlardı. Peki ya şu ana kadar geçirdiği evrimle hayat, yalnızca sihirli değil aynı zamanda fizik gibi görünüyorsa?

Kozmosun başka yaşam formlarını da içinde barındırıyor olması ihtimalini göz önünde bulundurursak, onların karmaşıklık ve teknoloji anlayışlarının bizimkini kat kat aşabileceği bir gerçektir. Bu durumda birtakım uç ihtimalleri de değerlendirmeliyiz. Günümüz fütüristleriyle teknolojik “tekilliğe” inananlar, hayat ve tüm bu teknik birikim algımızı aşarken bizim bunun farkında bile olmayabileceğimizi iddia  ediyor. Bu, cesur bir yorum elbet. Ama aynı zamanda bu kadar gezegen varken henüz dünya dışı bir yaşam formu ile karşılaşmamamızı, yani Fermi Paradoksunu, açıklar konumda.

Makineler, hız ve karmaşıklık anlamında muazzam bir şekilde gelişmeye devam ederlerse, bir gün atom ve moleküllerinden koca biyom gezegenlere yaşayan dünyanın sırlarını kavrayabilecek kapasiteye gelebilirler. Tahminimize göre hayat sadece atom ve moleküllerden oluşmak zorunda değildir ve yeterli kompleksiteye sahip herhangi bir yapı taşı onların yerini tutabilir. Eğer bu doğru ise bir uygarlık, kendini ve fiziksel evrenini yapı taşlarını diğer versiyonunkiyle değiştirerek yeni bir yaşam formuna çevirebilir. Belki de bildiğimiz evren, diğer uygarlıkların kendini dönüştürdüğü yeni formlardan biridir.

Yeterli düzeyde gelişmiş yaşam hem algılanamaz hem de doğa olduğunu düşündüğümüz şeyin yapısına karışmış olacağı için tüm bu ihtimalleri test etmek olanaksızmış gibi görünebilir.

Örneğin evrenin toplam kütle enerjisinin yalnızca yüzde beşi civarı bildiğimiz materyalden; proton, nötron ve elektrondan oluşur. Daha büyük yüzde yirmi yedilik bir kısmını ise henüz göremiyoruz. Bu karanlık ve bir çekime tabi maddenin varlığına dair astronomik bulgular ikna edici olsa da, konunun tartışmaya açık pek çok yönü de bulunuyor. Bulgular galaksilerin çevrelerinde devasa karanlık madde halkaları bulunduğuna işaret ediyor. Bu halkalar kütleleri ile evrenin bir arada kalmasını sağlıyor. Evrenin daha geniş bir kısmına bakıldığında fosforlu gaz ve yıldızların ortaya çıkardığı ağımsı yapı da göremediğimiz bir kütlenin varlığını desteklemekte.

Belki de kozmosu etkileyen şey hayatın ta kendisidir.

Kozmologlar genelde karanlık maddenin bir mikroyapısının olmadığını varsayar. Onun yalnızca kütle ve zayıf nükleer güç ile etkileşime geçen atom altı parçacıklardan oluştuğunu, bu yüzden de zayıf ve belirgin bir özelliği olmayan alanlara çöktüğünü tahmin ediyorlar. Kozmologların bu bakış açısını destekleyecek argümanları olsa da elbet henüz tam emin olamıyoruz. Gözlem ve modeller arasında hemen göze çarpmayan farklılıklar olabileceğine dikkat çeken bazı astronomlar, karanlık maddenin daha zengin bir iç yapısı olabileceğini iddia ediyor. İçeriğinin hiç değilse bir kısmı, uzun mesafeye etki edebilen kuvvetler vasıtası ile etkileşime geçiyor olabilir. Bize karanlık görünen şey aslında gözlerimizin algılayamadığı, kendine has bir ışık versiyonuna sahip olabilir.

Eğer durum böyleyse, karanlık madde gerçek bir kompleksiteye sahip olabilir. Belki de teknoloji bakımından gelişen her medeniyetin nihayetinde gittiği yer orasıdır. Ya da belki hayatın çoğu hep orada olagelmiştir. Süpernovaların aşırıyı bulan kötülükte etkilerinden ve gama ışını tehdidinden kaçmanın, elektromanyetik radyasyona bağışıklığı olan bir sisteme geçmekten daha iyi nasıl bir yöntemi olabilir ki? Yaşam alanınızı karanlık tarafa geçirin ve işte bu kadar.

Eğer canlı sistemlerin bilgilerini farklı substratlara kodlamayı bilen bir uygarlıksanız tek ihtiyacınız olan normal maddeden karanlık maddeye bir data aktarım sistemi olacaktır: yani üç boyutlu bir karanlık madde yazıcısı. Çünkü astronomik modellerle gözlemlerin zaman zaman tutarsız olması, karanlık maddenin kendisiyle etkileşim halinde olmasının yanı sıra dışarıdan manipüle edilebildiğinin de kanıtı olabilir.

Şimdi de bu düşünceyi bir adım ileri taşıyalım: Belki de karanlık maddeyle ilişkilendirdiğimiz normal kozmik madde kendi içinde hayat barındıran ve enerjiyi istediği şekilde manipüle eden bambaşka bir yapının eseridir. Şu an karanlık madde parçacıklarının varlığını kanıtlayamadığımızı ya da kendi içinde veya bir küme halinde galaksilerin davranışlarını açıklayacak fizik yasalarına alternatif bir açıklama getiremediğimizi düşünün. Hayat odaklı bir açıklama bilinen tüm yasaların yıkılmasından daha mı makul olurdu?

Evren kendi kedine ilginç ve beklenmedik şeyler yapabiliyor. Yaklaşık 5 milyar yıl önce genişleme hızında gözle görülür bir artış oldu mesela. Bu genişleme karanlık maddenin yararına tabi. Yine de kozmologlar hızlanmanın neden tam olarak başladığı zamanda gerçekleştiğini henüz açıklayamıyorlar. Az biraz ilgi gören bir açıklamaya göre bu zamanlama yaşam ile bağlantılıdır, yani bu aslında antropik bir tartışmadır. Dünyada yaşam başlayana kadar karanlık enerji pek önemli bir konumda değildi. Bu ise pek çok kozmolog için şu anlama geliyor: evrenimiz, karanlık maddenin gücünün yere nazaran değişiklik gösterdiği devasa bir multievrenler sisteminin parçasıdır. Bize benzer yaşamı içinde barındırabilecek yerlerden yalnızca birinde yaşıyoruz. Başka bir yerde ise karanlık madde fazlasıyla güçlü ve kozmik yapıyı değişip kök salmaya fırsat vermeyecek bir hızda parçalıyor olabilir.

Zamanlamanın başka bir açıklaması da olabilir: belki karanlık enerji doğrudan canlı aktivitesi ile ilişkilidir. Çünkü genişleme hızı arttığı zaman evrendeki en erken yaşam biçimi bile çoktan 8 milyar yıllık bir evrim geçirmişti. Belki de hayat bir şekilde kozmosu etkiliyordur, ya da tam gelişmiş ve evrime ayak uydurmuş yaratıklar bir şekilde genişleme hızına müdahale etmeye karar vermiştir.

Bunun olma olasılığı o kadar da düşük değil ayrıca. Yaşayan canlılar, görülebilir ışık (güneş ışığı) gibi düşük entropili enerjiyi emer ve bu enerjiyi işe yarar bir şeye dönüştürüp ortaya çıkan yüksek entropili atığı ısı olarak evrene geri bırakır. Eğer bizi çevreleyen evren aşırı ısınsaydı, yani evren atık ısı ile dolsaydı tüm aktivite dururdu. Şansımıza ki genişleyen ve sürekli olarak soğuyan bir kozmosta yaşıyoruz. 5 milyar yıl kadar önce yaşayanlar, evrenin daha hızlı soğutulmasından daha büyük ne tür bir uzun vadeli yatırım yapabilirdi ki? Öteki türlü hiç şüphesiz oturup dizlerini döverlerdi: Milyarlarca yıl sonra hızla artan genişleme maddeyi öyle bir hızla seyreltirdi ki uygarlıkların enerji kaynakları kalmazdı. Tabi bir de hızlanan bir evrenin sonsuza dek soğumaya devam etmeyeceği ve eninde sonunda bir ısıda kararlı kalacağı gerçeği de var.

Evrenin yapısının bir kısmı aslında zeki yaşam formlarının ürünüdür.

Gittikçe hızlanan kozmik genişleme mekanizmasına ilişkin görüşe “beşinci kuvvet[1]” adı verilir. Beşinci kuvvet aynı zamanda evrene sızan Higgs alanının da akrabası sayılır. Belki de bazı akıllı yaşam formları 5 milyar yıl önce o alanı nasıl aktive edeceklerini keşfetmiştir. Ama nasıl? Cevaplama kısmı beni biraz aşsa da insanı düşündüren bu fikir, kozmolog Freeman Dyson’ın 1979 yılında yayınladığı “Sonsuz Zaman” yazısındaki fikir örüntüsünü andırıyor biraz. Bu yazısında Dyson, hayatın çok çok uzak gelecekte astrofiziksel seviyeleri bulabilecek etkilerini tartışmıştı.

Hayatın kendisinin kozmik sırları çözmede anahtar olabileceği bakışının benimsenmesi, pek çok olasılığı da beraberinde getirecektir. Karanlık maddenin içinde yaşam olması fikri kulağa her ne kadar inanılmaz gibi gelse de onun ne olduğunu bir gün anlamamız, hatta üzerinde deneyler yapmamız mümkün görünüyor.

Bilinçli yaşam, belli yollarla olası tehlikelerden kaçınmaya çalışır. Eğer seçme şansı varsa varlığına yöneltilen tehditleri hep en aza indirme peşindedir. Nihayetinde ağaçtaki en az sağlam dala yuva yapmazsınız ya da belli bir destek ve çeşitlilik oluşturmadan trilyonlarca tek hücreli klonlar üretmezsiniz herhalde, değil mi?

Bir canlı türü riskten yayılarak, merkezden uzaklaşarak ve mümkün olduğunca büyük bir yaşam alanı edinerek kaçınabilir. Bu bağlamda süper-gelişmiş bir canlı sınıfı fiziksel yerellikten kurtulup bolluk ve esnekliği maksimuma çıkarma yolları arayacaktır. Kuantum bu koşullarda oldukça iyi seçenekler sunmaktadır. Kozmos kendiliğinden elektromanyetik enerji yüklüdür. Şu an belirlenen herhangi bir zamanda bir metre küplük uzaydan 400 kozmik mikrodalga radyasyonu fotonu geçmektedir. Proton ve elektron gibi aşina olduğumuz parçalardan genel olarak daha az enerji yüklü olsalar da sayıca onlardan ciddi miktarda fazladırlar. Bu da onları potansiyel data transfer aracı yapar. Daha da ileri gidecek olursak fotonlar, kuantum mekaniğine mükemmel bir şekilde uyan yapılarıyla bize hata kontrolünde oldukça yardımcı olabilirler.

Önemli bilgilerini fotonlara depolayarak bir yaşam sınıfı dağınık bir yedekleme sistemi oluşturabilir. Bu, kodlanan fotonların yıldızlardan salınanları maddeyle nasıl etkileşmeleri gerektiği konusunda manipüle etmelerine bile varabilir. Elektromanyetik radyasyonun uç sınırları kozmosu bir kıyıdan diğerine sarıyor olabilir. Bu da onların dalga arayüzünün, atom ve moleküllerdeki uyarım enerjisinin soğurulmasıyla yıldızlararası kimyanın ya da gezegen kimyasının hareket zaman kontrolünü elinde bulundurmasına olanak tanır. Bilim kurgu yazarı Stanislaw Lem romanı Sahibinin Sesi’nde benzer bir fikri fotonlar yerine nötrinoları kullanarak bizlere sunmuştu.

Bu, bildiğimiz yaşamın normal fiziğe dönüşme yollarından yalnızca biri. Fakat yukarıda bahsettiklerimiz henüz en rahatsız edici öngörülerin kıyısından bile geçemez.

Carl Sagan’ın 1985 bilim kurgu romanı Mesaj’ın sonlarına doğru protagonist, aşkın sayıları incelerken dünya dışı bir yaşam formunun önerilerine göre hareket eder. π‘yi 1020 yere uyarladığında bu temel sayı dizilerine gömülmüş ve açıkça göze çarpan yapay bir mesaj bulur. Bir diğer deyişle, evrenin yapısı bir zeka ürünü ya da yaşamın kendisidir.

Bu, bir kitaba göre elbet oldukça akıl alıcı bir fikir. Belki de süper-gelişmiş yaşam algımızın çok da ötesinde değildir. Belki de zaten her yerdedir ve en temelden en karmaşığına kadar fizik olarak algıladığımız şeyin içine gömülüdür.

Bir diğer deyişle, hayat yalnızca denklemlerde var olmayabilir. Belki de hayat denklemlerin kendisidir.

Yazan: Caleb Scharf
Çeviren: Nejla Nur Güney
Yazının Orijinal Linki

Kolektif Kozmos’da yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.

Çevirmen Künyesi

NEJLA NUR GÜNEY
Boğaziçi Çeviribilim ikinci sınıf öğrencisiyim. Üç yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Kahveye derin bir ilgi duyduğum için iki-üç sene baristalık yapıp çeşitli demleme metotları öğrendim. Japonca öğreniyorum ve mezun olmadan Japonya’ya gitmek istiyorum. Okul dışında erkek arkadaşımla birlikte İsveççe ve Almanca öğreniyoruz, kuzey ülkelerine gidip oraya yerleşmek için para biriktiriyoruz. Hobilerim: Çalışmak, çizim, yemek yapmak, dünyanın her yerinden insanlarla tanışmak. Ayrıca kitapları ve kar tilkilerini çok seviyorum.

[1] Quintessence.

1 Yorum

Yorum yazmak için tıklayın

  • Aslında çok basit baktığımızda, doğanın içinde izlediğimiz her şey, göremediğimiz her şeyin de yolu yordamı! Ormana baktığımızda, bir ağacın edebiyatını iyi okuya bilirsek evreni edebiyatlaştıra biliriz! Üçgenin bir ucunda bilgi potansiyel güçtür. Diğer ucunda enerjinin tüm alt ve üst katları var! Diğer ucunda devinim var zamanla hamurlaşmış! Bilebileceğimiz kadarını tam bildiğimizde kaygılanmayın; bayrak yarışını önümüzdeki bekleyen ele doğru aktarın. Zeka bir evrimsel ve devinimsel fenomen değil mi? Bakın biz içtiğimiz suların içindeki klor miktarını daha tam sorgulayamadan- daha çok kanserojen olduğunu ben Avrupa’dan biliyorum bunu halledemezsen, evren sırlarını açmaz bize! Evrensel vicdan da buluşmak, tüm sırların birleşik Alanıdır!

İş’in Geleceğine Katıl

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.