Doğa ve Sağlık

Daha İyi Bir Sağlık İçin Kurtulmanız Gereken 10 Şey

Sağlıklı yaşam kolektif kozmos
Credit: The Healthy Six Pack Abs Diet

İnsanoğlu, sağlığı artık göz önüne almadan yaşıyor. Hele ki konu ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen ama her gün kullanmadan edemediğimiz onlarca çeşit ürüne geldiğinde sağlık, her zaman ikinci planda kalabiliyor. Bundan daha da kötüsü, sağlığı tehdit ettiğine dair açık kanıtları bulunan bu ürünlerin, devlet organları tarafından “güvenli” diye etiketlendirilmesi.

Sağlığımızı tehdit eden bu ürünlerin metrelerce listesi çıkarılabilir. Bilim dünyası, kanser de dahil çoğu sağlık sorununun asıl sorumlusunun bu ürünler olduğunu onaylamakta.

İşte daha iyi bir sağlık için atmanız gereken 10 şey:

  1. Yapay Tatlandırıcılar

Yapay tatlandırıcılar her yerde ve en yaygın iki tanesi aspartam ile sukraloz (Splenda). Bu ürünlerin diyabet, kalp krizi, felç ve Alzheimer gibi birçok hastalıkla bağlantısı bulunuyor. Ayrıca, bağırsak mikroflorasını bozarak obezite gibi hastalıklara da yol açabiliyor.

Bu konu hakkında yapılan en büyük çalışmada diyet içecekler ile kalp krizi gibi kalp ve damar hastalıklarının arasındaki bağ araştırıldı. Sağlıklı ve postmenapozal kadınlar üzerinde yapılan araştırma, Iowa Üniversitesi’nde gerçekleştirildi.

Çalışmada 60.000 kadın yer aldı ve günde iki ya da daha fazla diyet içecek tüketen kadınların kalp ve damar hastalıklarına %30 daha yatkın olduğu keşfedildi. Aynı kesimin bu hastalıklardan ölme riski ise %50.

Arizona Eyalet Üniversitesi’nin yaptığı ve Journal of Applied Nutrition dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre aspartam, kanda metanol izleri bırakarak beyin hasarına yol açmakta. Birleşik Devletler Ulusal Tıp Kütüphanesi’nde yayınlanan başka bir çalışmaya göre de uzun süreli aspartam tüketimi, beyindeki antioksidan ve prooksidan dengesini bozmakta. Washington Üniversitesi Tıp Okulu’nun yaptığı bir çalışma da aspartam ile beyin tümörleri arasında bağlantılar olduğunu gösterdi.

  1. Elektronik Aygıtlar

Elektronik aygıtlar ve onlardan yayılan radyasyon her yerde! İnsanoğlunun, daha önce yararlı olduğunu düşünüp yıllar geçip sonuçlarının farkına vardığı birçok olay (örneğin sigara) gibi cep telefonları ve Wi-Fi sinyalleri de aynı kaderi paylaşabilir. Belki tamamen kurtulmanızın mümkün değil, ancak zararlarının farkında olup, en azından ona göre kullanmanız mümkün.

Colombia Üniversitesi Fizyoloji Bölümü’den doktorası olan hücresel biyofizikçi Dr. Martin Blank, dünyanın birçok köşesinden bilim insanlarını bir araya getirdi. Bu bilim insanlarının ortak yönü ise elektromanyetik sinyaller yayan telefon gibi aygıtların kullanımına ilişkin tehlikeleri, Birleşmiş Milletler’e iletmek idi. Konuyla ilgili videoyu burada bulabilirsiniz.

Birçok çalışma gösterdi ki telefon radyasyonu kansere yol açabiliyor. Uluslararası Kanser Araştırmaları Derneği’nin (IARC) radyo frekans alanlarını (cep telefonlarından gelenler de dahil) 2011’de kanserojen olarak nitelendirdiğini biliyor muydunuz? Dünya Sağlık Örgütü (WHO), cep telefonu radyasyonunun kansere yol açabileceğini açıkladığından beri cep telefonu kullanımına dair riskler de 2011 itibariyle doğrulanmış oldu. Bu bulgulara ise 14 farklı ülkeden bir araya gelen 31 bilim insanı ulaştı.

  1. Böcek İlaçları

Organik tarım ile bildiğimiz tarım arasındaki farkı az çok biliyoruz. Yapılan çok sayıda araştırmaya göre de yiyeceklerdeki, parklardaki ve çevremizdeki böcek ilaçları sağlığımızı ciddi derecede etkiliyor.

Bu kimyasallar, doğum kusurları, Alzheimer, Parkinson ve otizme kadar bir sürü hastalıkla bağlantılı. Bradford Hill kriterleri kullanılarak yapılan araştırmalara göre kendimizi büyük bir ikilemin içine sürüklemişiz.

Sadece meyve ve sebzelerin üzerine sıkılan böcek ilaçlarının etkilerini internette araştırın. Çevreye olan zararlarını gözden çıkarsanız bile sağlığınıza olan etkisi göz ardı edilemez.

Çoğu gelişmiş ülkenin, bu tür ilaçların kullanılmasını yasaklamasının nedeni de tam olarak bu. Hatta Avrupa’da tam 19 ülke, Genetiği Değiştirilmiş Ürünlerin (GDO) ülke sınırları içinde yetişmesini yasaklamış durumda. Tabii bu, böcek ilaçları yasağını da beraberinde getiriyor.

  1. Kişisel Bakım Ürünleri

Maalesef birçok kişisel bakım ürünü aslında gereksiz ve tehlikeli. Bu tür ürünleri vücudumuza sürüyor olmamız bile çok saçma. Örneğin; kansere bir göz atarsanız, bu hastalığa yol açan şeylerin fiziksel, kimyasal ve biyolojik kanserojenler olduğunu görürsünüz. Peki tüm bunları içinde barındıran şeyler nedir dersiniz? Evet, her gün kullanmadan edemediğimiz deodorant gibi kişisel bakım ürünleri…

Alüminyum içeren bu ürünleri vücudumuza sürdüğümüz anda içeriğindeki zararlı maddelerin kana karışmasını kolaylaştırmış oluyoruz. Çok kısa sürede kana karışan bu maddeler de sağlığımızı etkilemede gecikmiyor.

Konu kozmetik ürünlerine gelince üreticiler tarafından “zararsız” olduğu öne sürülen binlerce kimyasal kullanılıyor. Bu zararlı kimyasalların kullanımı hakkında geçerli bir yönetmelik olmadığından da banyo dolaplarımıza girerek sağlığımızı etkileyebiliyorlar.

Kozmetik ürünlerindeki kimyasallar cildinizden emilir. Örneğin, Kanada’daki Manitoba Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, güneş kremlerinin içindeki kimyasalların, sürüldükten sonra ciltte ne kadar emildiğine dair bir araştırma yürüttü. Sonuçlar, tüm kimyasalların cilde nüfuz etiğini gösterdi. Burada farklı deri tabakalarına nüfuz eden farklı kimyasallardan bahsediyoruz.

Kadınların geneli, her gün çeşit çeşit ürün kullanmayı tercih ediyor ki bu kadar ürün, toksik kimyasalların birikimine katkıda bulunabilir. Makyaj, büyük bir ağır metal kaynağıdır. Ağır Metalin Zararları: Makyaj Ürünlerindeki Gizli Ağır Metaller raporunda Çevre Savunma, fondöten, kapatıcı, pudra, allık, maskara, göz kalemi, göz farı, ruj ve parlatıcı dahil 49 farklı makyaj malzemesini test etti ve neredeyse tüm ürünlerin içeriğinde ciddi oranda ağır metal bulunduğu kanıtlandı.

  • %96 kurşun
  • %90 berilyum
  • %61 talyum
  • %51 kadmiyum
  • %20 arsenik

Environmental Working Group’un (Çevre Çalışma Grubu) veri tabanından, zararlı kimyasalları içermeyen makyaj ürünlerini bulabilirsiniz. Hatta kendi makyaj ürünlerinizi yapmayı seçebilirsiniz. Bir kavanoz hindistan cevizi yağı, bir ton losyon, bakım kürü ve saç ürünü yerine geçebilir.

  1. Ticari Temizlik Ürünleri

Evinizde ticari temizlik ürünleri bulundurmak, pek de iyi bir fikir değil. Yukarıdaki ve aşağıdaki maddelerle bir araya geldiğinde, bu tür ürünlerin kombinasyonunun, son yıllarda karşılaştığımız hastalıkları arttıran bir faktör olduğunu görmek zor değil.

Kabartma tozu, beyaz sirke, limon suyu, oksijenli su, sıvı kastil sabunu, organik yağlar, karıştırma kabı, sprey şişeleri, mikrofiber kumaşlar ve daha fazlası temizlik ürünü alternatifleri arasında.

Bu ürünler daha az zararlı ve daha ucuz bir şekilde üretilebilecekken neden böyle yapılmıyor? Birçok insan bu şirketlerin insan sağlığıyla bilerek oynadığını düşünüyor. Korkunç değil mi? Öyle olsa da alınacak önlemler ve yapılacak değişiklikler var.

Her zaman bağış toplamaktan ya da kansere çare bulmaktan bahsediyoruz; hem de“kanseri önlemek” aklımıza bile gelmeden.

  1. Oda Parfümleri

Konu sağlık olunca oda parfümleri, evinizde bulundurabileceğiniz en kötü ürünlerden biridir. Oda parfümleri genellikle, 1,4 diklorobenzenin metaboliti olan 2,5 diklorofenol (2, 5-DCP) içeriyor. Bu madde neredeyse tüm Amerikanların kanında dolaşıyor ve akciğer hasarlarına sebep olduğu biliniyor.

“Oda parfümleri birçok Amerikan evinde ve ofisinde bir demirbaş haline geldi. Temiz, sağlıklı ve hoş kokulu bir ortam yaratma sözüyle pazarlanan oda parfümlerinin çoğu, hormonal anormalliklere, doğum kusurlarına ve üreme problemlerine sebep olduğu bilinen ftalat kimyasalını içerir. Doğal Kaynakları Savunma Konseyi’nin (NRDC) yaygın olarak kullanılan 14 oda parfümünü mercek altına aldığı bağımsız araştırmaya göre içeriğinde ftalat görünmeyen 14 ürünün 12’sinde ftalat bulunuyor. Üstelik buna, “%100 doğal” ibaresi bulunan ürünler de dahil.” – Doğal Kaynakları Savunma Konseyi

  1. Plastik Saklama Kapları & Şişeler

Alman araştırmacılar, yakın bir zamanda, büyüme ve üremeyi olumsuz etkileyen endokrin bozucu kimyasalların, 18 farklı su şişesinde bulunduğunu kanıtladı. Şişe sularda bulunan 24.520 kimyasalın içinde, anti-androjenik ve anti-östrojenik aktivite göstereni di(2-etilhekzil) fumarat (DEHF) kimyasalıydı. Endokrin bozucular, hormon sistemini bozabilen kimyasallardır ve kanserli tümörlere, doğum kusurlarına, kalp hastalıklarına, metabolik rahatsızlıklara ve diğer gelişim bozukluklarına sebep olurlar.

Diğer sorunlu kimyasalların en belirginleri bisfenol-A (BPA), bisfenol-S (BPS) ve ftalatlardır.

BPA ve BPS hakkında bilinçlenmeli, bunları içeren ürünler de direkt çöpe gitmelidir. “Alternatif olarak ne kullanacağım?” diye düşünmeyin, cam ne güne duruyor? Plastik saklama kaplarınızı ve şişelerinizi cam versiyonlarıyla değiştirebilirsiniz. Bebek yiyecek ve içeceklerini saklamak için de cam tercih etmek en mantıklısı.

  1. İşlenmiş Etten Uzak Durun

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yakın bir zamanda, işlenmiş etler ile kanser arasında bağlantı olduğunu açıkladı ve işlenmiş et tüketimi azaltılırsa kanser olma riskinin de azaldığının altını çizdi.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre sosis, salam gibi işlenmiş et ürünleri tüketmek, insanlarda kanser hastalığına sebep olabilir. WHO’nun bir parçası olan Fransa merkezli Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC) Pazartesi günkü resmi açıklaması, eti, “insanlarda kanserojen” anlamına gelen Grup 1 kategorisine yerleştirdi. Ajans, sınıflandırmanın, kolorektal kanser  kanıtlarına dayandığını ve söyledi. ”

Bu açıklama, bilim insanlarının bu bağlantı üzerine yaptıkları yıllar süren araştırmalardan sonra geldi. İster inanın ister inanmayın ama gerçekler ortada; işlenmiş et tüketimini azaltmak, daha sağlıklı bir hayata doğru bir adım atmaktır.

Hatta bazı uzmanlar, sağlıklı yaşamak isteyenlerin, hayatlarından eti tamamen çıkarmanın daha iyi bir seçenek olduğunu vurguluyor.

“Çalışmalar, etsiz bir hayatın sağlık için yararını doğruluyor. Günümüzde bitkisel beslenme, yeterli olmakla kalmayıp aynı zamanda birçok kronik hastalık riskini azaltmanın bir yolu olarak da kabul edilmektedir.” – Harvard Tıp Fakültesi

Fakat şunu aklınızda bulundurmalısınız ki Amerikanların çok ama çok azı sebze yiyor. 2011 yılında Wall Street Journal’da yayınlanan bir habere göre et yiyen Amerikanların %80’i, neredeyse hiç sebze yemiyor.

Amerikan Diyetetik Derneği, bir görüş belgesinde “düzgünce planlanmış vejetaryen ve vegan diyetler besin yönünden yeterli, sağlıklı diyetlerdir ve belirli hastalıklara iyi gelebilir.” (Amerikan Diyetetik Derneği Dergisi, Temmuz 2009)

Et yiyecekseniz, organik, açık alanda serbest dolaşan ve ot yiyen bir kaynaktan olduğuna emin olun.

  1. Sandalyede Oturmak

Sandalyede oturmanın (hepimizin işte ya da okulda yaptığı gibi) sağlığınız üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğine dair bir sürü araştırma var. Uzun süreli oturma, düzenli olarak egzersiz yapıp formda olsanız bile kronik hastalıklar ve erken ölüm ile bağlantılıdır.

British Medical Journal’da yayınlanan bir çalışma, uzun süreli oturmanın, akciğer kanseri riskini %50 oranında arttırdığını gösterdi. Ayrıca belirli hastalıklara bağlı ölümlerin riskini arttırdığı da kanıtlanmıştır.

  1. Stres & Olumsuzluk

Bilim, nasıl hissettiğinizin gen ifadenizi doğrudan değiştirebileceğini öne sürüyor. Genlerinizin yanıt verdiği tek şey çevre değildir. Bilinçli düşünceler, duygular ve bilinçaltındaki inançlarla da şekillenir. Duygular, gen ifadesini değiştirebilir. Bu konu ilginizi çektiyse ve hakkında daha çok bilgi sahibi olmak istiyorsanız hücre biyolog Bruce Lipton tarafından yazılan İnancın Biyolojisi adlı kitabı tavsiye ederim.

HeartMath Enstitüsü’ndeki araştırmacılar da aynı bulgulara ulaşmış görünüyor. Duygusal bilgilerin, kalbin elektromanyetik alanına modüle olup kodlandığını gösterdiler. Duygularımızı değiştirerek, bu manyetik alanlara kodlanan bilgilerin de değiştirilebileceğini kanıtlayan bu çalışma, farklı duygu durumlarının farklı bir beyin yarattığını da ortaya koydu. Ayrıca, kuantum fiziğindeki bulgular, bilinçle ilişkili faktörlerin fiziksel dünyamızda nasıl bir etki yarattığını ve gerçekten nasıl etkilediğini göstermektedir.

Beynin değişim ve uyum sağlama yeteneği olan nöroplastisite, çevreyi algılama biçiminin beyin yapısını nasıl değiştirdiğini gösterir.

“İnsanların düşünceleri ve öğrendikleri, sinir hücrelerimizdeki genleri uyarır ve bu hücreler aralarında yeni bağlantılar kurar.” – Dr. Norman Doidge, MD, “Kendini Değiştiren Beyin” kitabının yazarı

Bir de uzaktan iyileştirme fikri var:

“Uzaktan iyileştirme ve bu uygulamanın etkenliği üzerine son 30 yıl içinde birçok bilimsel çalışma yapıldı. Birçok sağlık ve iyileşme yaklaşımını harmanlayan uzaktan iyileştirme, bir tıp modeli olarak oldukça ilgi çekiyor. Birçok öncü sağlık uzmanı ve ruhani lider tarafından önemli olduğuna inanılan uzaktan iyileştirme uygulamaları, tedavileri büyük ölçüde kolaylaştırabilir.” Marilyn Schlitz, PhD, Noetik Bilimler Enstitüsü (IONS) Başkanı

Duygularınız ve hisleriniz, genel sağlığınızı etkileyen en büyük unsurlardandır.

Yazan: ARJUN WALIA

Çeviren: Ceren Ürkmeztürk

Yazının Orijinal Linki

Kolektif Kozmos’da yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.

Ceren ÜRKMEZTÜRK
Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’ndeki öğrenimimi sürdürmekteyim. Bilime oldukça meraklı olduğum için teknik çeviri üzerine çalışmayı seviyorum. Japon kültürü ve diline engellenemez bir ilgim var ve bu yüzden 3 yıl önce Japonca öğrenmeye başladım. Dilerim ki yakında, Japoncadan Türkçeye çevirdiğim metinleri de beğeninize sunabilirim.

İş’in Geleceğine Katıl

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.