Spiritüel

Bir İlişkide Özgünlüğümüzü Yitirmiş Olduğumuzu Gösteren Beş İşaret

Karmaşık İlişkiler - Kolektif Kozmos
Credit: Pam Marketing Nut

Bana herhangi bir ilişki bozukluğu gösterin ve gerçeğinizi tehlikeye attığınız yere (özgünlüğünüze) geri götürmenize yardım edeyim.

Bunu söylüyorum çünkü ilişkilerde karşı karşıya kaldığımız her bir önemsiz mesele bağlantı kopukluğunun bir sonucudur ve bağlantıdaki tüm aksamalar, kendinize veya başka birine karşı ihtiyaç duyduğunuz, hissetmek ve görmek istediğiniz şey hakkında tamamen dürüst olmamanızdan kaynaklanıyor.

Tamamen dürüst olmama konusunda konuştuğumda, yalan söylemek kadar bariz olan bir şeyden bahsetmiyorum, daha ziyade daha ince bir şey hakkında konuşuyorum. Bu sadece kendimizin bilmesini istediğimiz gerçeklerle ilgili -başka biriyle paylaşabileceğimizi düşünmediğimiz-.

Çocukken bazı şeylerin paylaşmaya uygun olduğu ve diğerlerinin olmadığı söylenirdi. Ve uygun olmayan şeyler genellikle diğerleri için rahatsızlık veren şeylerdi. Bu paradigmada, başkalarını rahatsız eden her şeyi paylaşmak kötüdür. Bu yüzden, genellikle, doğruyu söylemek kötüdür. Ve tabii ki kötü olmak istemiyoruz.

Çoğumuz için, dürüst olamayacağımız gerçeğiyle yaşamak belli sonuçlar doğurur. Doğruyu bildiğimizde bile sırf başkaları için kötü olduğunu bildiğimizden kimseyle paylaşmayız. İşte tam da bu noktada kendimize bile, bildiğimiz şeyi unutturur, doğru olanı hiç bilmiyormuş gibi yaparız.

Ancak bu, ortadan kaybolduğu anlamına gelmez. Aslında, gerçeği bastırırız, büyük ihtimalle bu kopukluğun yansımalarını da her yerde görürüz. İşte ilişkilerimizde de yaşadığımız aksaklıklar ve kopukluklar da tam olarak buradan gelir ve bizler bu sorunların aslen nereden geldiğinin farkında olmayız.

Çalışmalarımda, birçok kişiyle diğer insanlarla olan ilişkileri hakkında konuşuyorum ve size şunu rahatlıkla söyleyebilirim; hiçbir zaman hiç kimse ile paylaşamam denilen şeylerin olduğunun varsayılması insanlar arasında gayet yaygın bir davranış. Genellikle bildiğimiz doğrunun başkalarını ya da sevdiğimiz insanı etkileyeceğinden korkarız ve bu nedenle dürüst olmamayı seçeriz.

Kendi ihtiyaçlarımızı ve arzularımızı görmezden gelmeyi öğrendik ki, çoğu zaman hakikatlerimizi daha fazla hissetmemek için böyle bir dereceye geliyoruz ve ilişkilerimiz oldukça uzaklaşıncaya kadar bunun farkında olmuyoruz ve sonrasında sorunları gidermekte zorlanmaya başlıyoruz.

İşimin en önemli kısımlarından biri, insanların kendi doğrularıyla temasa geçmelerini sağlamak ve onlara karşı koyacak cesareti bulmalarına yardımcı olmaktır.

Her şey, bir şeyler hissettiğin anda dikkatini o noktaya vermekle başlar. Böylece ayrılma sebebini arayabiliriz. Gerçeğe ve bağlılığa geri dönmek için ne gerekiyorsa yapabiliriz. Bu yüzden, gerçekliğin neresinden ödün verdiğimizi bulabilmemiz için beş işaretten oluşan bir liste hazırladım.

  1. Ayrılmış hissediyoruz.

Belki de yukarıda bahsettiğim, tamamen dürüst olmama durumunun sebep olduğu insan ilişkilerindeki kopukluklar gayet açık bir şekilde bir şeyleri ortaya koymuştur. Ancak yine de bağlantının koptuğu düşüncesinin seninkinden farklı olması durumundan bahsetmekte fayda var.

Kendimizi “gerçekten beni tanımıyor ya da anlamıyor” diye düşünürken bulduğumuz durumlardan bahsediyorum. Başka biriyle oturuyor ve köşede bir tür ruh eşiniz varmış gibi hissetmek yerine, onların yanında yalnız hissetmek.

Bunu hissettiğimizde, gerçeğimizi birlikteliğin devamı için değiştirdiğimizi biliyoruz, ancak gerçekten iyi ve bağlı bir birliktelik için gerçeğin ticaretini yapamayacağımızı söyleyebilirim. Umduğumuz en iyi şey gerçeğin ticaretini yaptığımızda başka biriyle yalnız kalmaktır.

  1. Onların aptal olduğunu düşünmeye başlıyoruz.

Gerçeği sakladığımızda aslında çevremizdeki insanları aptal durumuna düşürürüz. Ve sadece kafamızda değil. Onlara ne istediğimizi ve neye ihtiyaç duyduğumuzu söylemezsek, bu konu hakkında en ufak bir fikirleri olmadığı için bize daha yakın hissetmelerini bekleyemeyiz.

“Beni asla tatmin etmeyecekler” ya da “Doğru bir şey yapamazlar” ya da “Neden aniden bu kadar güvensiz ve beceriksiz davranıyorlar” diye düşünmeye başlarız. Eskiden onların her şeyde en iyi olduklarını düşünürdüm. Peki ya sonra onların içinde farklı ne gördüm?

Gerçeğimizi sakladığımızda, sadece onları bizimle nasıl başarılı bir ilişki yürütebilecekleri konusunda bilgisiz bırakmıyor, aynı zamanda da aptal konumuna düşürüyoruz. Neler olup bittiğini anlamadıkları durumda, gerçekleri bilmedikleri için onları hiç bilmedikleri bir gerçeklikte çözüm aramaya çalışmak zorunda bırakıyoruz.

  1. Onları deliye döndürüyoruz.

Bu noktada, sinyallerinin hepsi karıştırılmış-bizi hissetmeyerek, bağlantı kopmuş ve kafası karışık- bir şekilde dolaşıyorlar. Bunun biraz gerginlik ve endişe yaratacağını düşünebilirsiniz ve genellikle de yaratır.

Çünkü biz bütün canlıları hissederiz ve beynimizde başkalarının duygu durumlarını da hissetmek için tasarlanmış bir bölüme de (limbik beyin) sahibiz. Bebeklerin ağlamayı bırakmasının nedeni de budur ve onları yaklaştırdığımızda kalp atışları senkronize olur. Belki de kalabalık şehir sokaklarında dolaşırken şaşırtıcı derecede birbirimize çarpmamamızın sebebi de budur.

Kuşların da limbik sistemleri vardır, bu sayede de koca bir sürü ahenk içinde birbirine çarpmadan uçabilirler.

Partnerimizin bizim hakkımızda bir şeyler hissettiği durumda ise, onlara tamamen farklı bir şey söylüyoruz, bu çok çılgınca bir şey. Bu onların kafalarını karıştırıyor ve bazen de şüphe duymalarına sebep oluyor. Yani bir şey hissettiğimizde karşımızdaki insana farklı sinyaller göndermeye çalışıp onların güvensiz, paranoyak hissederek deliye dönmesine sebep olmamalıyız.

  1. Sıkışmış hissediyoruz.

Bu olay çok açık bir şekilde anlaşılıyor ama hala birçok kişi sıkışmış hissettiğini söylüyor. Bu sıkışmışlığın sebebini karşılarındaki insan ile yarattıkları ilişkide tamamen dürüst olmamalarına bağlıyorlar. İşte bu yüzden bu birçok kişi aslında istedikleri ve ihtiyaçları olan şeylere sahip olmadıklarını düşünüyor.

Çoğumuz, birlikte olduğumuz kişinin istediğimiz ve ihtiyacımız olan her şeyi karşılamayacağına/karşılayamayacağına inanıyor olabiliriz. Bu doğru olabilir, ancak eğer karşımızdaki insana ihtiyaç ve isteklerimiz konusunda tamamen açık olsaydık muhtemelen bu kadar sıkışmış hissetmezdik.

Onlara en azından ne istediğimizi ve neye ihtiyacımız olduğunu anlatırsak, belki de onların bu şeyleri yerine getirmekteki arzusuyla şaşkına dönebilir, daha mutlu bir hayata sahip olabiliriz.

  1. Onların etrafında olmaktan dolayı heyecanlı hissetmiyoruz.

Eğer gerçeği söylemiyorsak, ilişkilerimiz biraz sıkıcı olur. Gerçeğimizi idrak edemeyeceklerini varsayıyorken eşimiz hakkında heyecanlanmak gerçekten biraz zor. Sırlar tuttuğumuz zaman, karşımızdaki insanları bu sırları görmekten aciz bırakmakla, onları hayatımızın bir unsurundan dışlamış oluruz.

Onlara, bu belirli şeyler hakkında gerçeği söylemeyi sadece hayal ettiğinizde bile bu size korkunç geliyor olabilir. Gerçek şu ki çok daha heyecanlı olurdu. En azından bizim için çıplak, cesur ve gerçek bir şeyler ile daha derin bir bağlılık fırsatı yaratmış olurduk.

Onların görmesine izin verdiğimiz şeyleri özenle hazırladığımızda, tüm bu sıkıntı biraz daha eğlenceli bir hale gelir. Oksitosin ve dopaminin hormonları ile başlayan daha sağlıklı bir ilişkinin temelini atmış oluruz.

Bununla birlikte, gerçeği söylemek üzerine bir ilişki kurduğumuzda, daha cesur bir ilişki kurmak için diğer insanlara bir emsal teşkil etmiş oluruz ve bu bile tek başına fazlasıyla ilginç.

Yazan: Summer Engman

Yazının Orijinal Linki

Bir Yorum Yazın

Yorum yazmak için tıklayın

İş’in Geleceğine Katıl

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.