Bilim & Teknoloji Spiritüel

Bilimin Spiritüellikle Buluştuğu Yedi Nokta

Albert Einstein - Kolektif Kozmos
Credit: collective-evolution

NOT: Bu yazı dizimiz üç yayından oluşmaktadır. Okumak üzere olduğunuz, serinin ilk yazısıdır. İkinci ve üçüncü kısımları yine sitemizde bulabilirsiniz.

Galileo aslında bilimsel anlamda doğru olan, ancak dönemin Katolik Kilisesi’nin öğretileriyle çeliştiği için kabul görmeyen fikirleri yüzünden ev hapsine kapatıldığından beri pek çok şey değişti.

Günümüzde işler biraz daha değişti, tabi bir noktaya kadar. Elimizdeki bilgiler hala dünyanın her yerindeki elit kitleler tarafından kontrol altında tutulmakta. Bu ufak grup ve içindekilerin yürüttüğü organizasyonlar medyadan ekonomiye, sağlıktan eğitime hayatımızın her alanını kontrol etmekte. Daha da önemlisi, görüp okuduğumuz her şeyi kontrol ederlerken kalan diğer şeyleri ise “yalan haber” diye etiketleyip geçiyorlar. Artık bunların komplo teorisi olarak değerlendirilmemesi de iyi bir şey, yoksa başımız hayli derde girerdi. Eisenhower, Amerikan demokrasisinde ciddi yaralar açacak “yanlış ellerdeki gücün” potansiyeline karşın bizi uyarmıştı. JFK de bizi artan güvenlik ihtiyacından çıkar sağlamak isteyenlerin olduğu, bunun ise “güvenlik ihtiyacını sansür ve bilgi saklamanın sınırlarına sürüklemeye hevesli kimselerce benimseneceği” hususunda uyarmıştı. Günümüz tarihçilerinden biri, Amerikan hükümetinin her yıl trilyonlarca sayfalık belgeyi halk erişimine kapadığını düşünüyor. İnternette “Black Budget (Kara Bütçe)” ve “Special Access Programs (SAPs) (Özel Erişim Programları)” başlıkları altında konu hakkında daha fazla bilgi mevcuttur.

Dini ve spiritüel topluluklar artık bize gerçekliğin hakiki doğasını anlamamızda yardımcı bilgiye ve kanıta daha açık olduğu için bu, değişen faktörlerden bir tanesi. Pek çok dini ve spiritüel öğreti, yazının devamında da görebileceğiniz üzere, artık bilim tarafından destekleniyor. Dalai Lama’yı hepiniz duymuşsunuzdur. Kendisi hiç bilim düşmanı olmamış, aksine, liderliği boyunca bilimle Doğu felsefesinin harmanlanması gerektiğini savunmuştur.

Vice News’ün aktardığına göre:

Dalai Lama, fizikçiler ve manastır bilginlerinin Jawaharlal Nehru Üniversitesi yakınlarında quantum fiziği ile Madhyamaka Budist felsefesini tartıştığı konferans merkezinde görülen dinleyici kitlesinin çeşitliliği, farklı alanların nasıl tek bir noktada buluşabileceğinin kanıtıydı. Konferansta 150 Tibetli bhikkhu, akademisyenler ve öğrenciler yer almaktaydı.

Özellikle nörobilim ve kuantum fiziği alanında antik kültürlerin doğrunun hakiki doğasına ilişkin anlayışları gerçekten de ağızları açık bırakıyor. Aslında pek çok alanda modern çağ bilimi bu antik bilgiye yetişmekte. Şahsen ben bilimin bize gerçekten de yeni kapılar açabileceğine inanıyorum, ancak bunların bir sınırı var. Çünkü bilim dogmalarla, endüstriler ise yolsuzlukla dolup taşmış.



Fizikötesi Bilim

 

“Kuantum teorisinin rakipsiz ampirik başarısına rağmen doğanın tam bir tanımı olduğu önerisi bugün bile şüpheyle, yetersiz anlayışla ve hatta öfke ile karşılanıyor.”
– T. Folger, “Quantum Schmantum”; Discover 22:37-43, 2001

Fizikötesi bilim 19. yüzyıl civarlarında fizikçiler enerjiyle maddenin yapısı arasındaki ilişkiyi keşfetmeye başladıklarında ortaya çıktı. Bu gerçekleştiğinde bilimin merkezinde fiziksel bir Newton materyal evreninin olduğu inancı yerle bir oldu, onun yerineyse maddenin yalnızca bir ilüzyon olduğu anlayışı kabul gördü. Atomu oluşturan şeyin ta kendisi bizim boş olduğunu sandığımız uzaydan başka bir şey değil. Bu nokada bilim insanları evrendeki her şeyin enerjiden oluştuğunu fark etti ve bu yüz yıldan fazladır bilinmekte.

“Bazı materyalist bilim insanları ve filozoflar bu bakışa olumsuz yaklaşıyor, çünkü bu onların dünyayı algılayış biçimlerinden çok farklı. Doğanın post-materyalist incelemesine ya da post-materyalist anlayışı detekleyen bilimsel bulguların yayımlanmasına karşı çıkılması bilimin doğasına, ampirik her bulgunun gereğince ilgi görmesi kuralına tamamen karşıttır. Herkesin el üstünde tuttuğu kuramlarla uyuşmayan bilgi öylece yok sayılamaz. Bu bilimin değil, ideolojinin bir özelliğidir.”

– Arizona Üniversitesi’nden Psikoloji, Tıp, Nöroloji, Psikiyatri ve Cerrahi Doktor Gary Schwartz

Materyalist felsefe temelli bilimsel metotların medeniyetimize çok şey kattığı doğrudur, ancak onların bilimi, diğer modelleri incelemekten alıkoyma noktasına kadar kısıtlayıcı özelliklerinin olduğu ve zihin ve spiritüellik üzerinde yapılan çalışmaları engellediği de bir gerçektir. Klasik fizikle açıklanamayan olguların bulunmasıyla kuantum mekaniği doğdu. Bu sayede enerji, frekans, duygu, his, düşünce, inanç ve bilinç gibi kavramlar da ilgi görmeye başladı. Bunların ise fiziksel dünyada önemli bir rol oynadığı keşfedildi.

“Bilim fizikötesini incelemeye başladığı gün on senede o ana kadarkiden daha büyük bir ilerleme katedecek.”

– Nikola Tesla

Daha önceki bir yazımızda fark etme, kabul etme ve fiziksel dünyanın sınırlarının ötesindekileri keşfetme hususuna değinmiştik. Yazının yardımcı yazarlarıysa Arizona Üniversitesi’nden Dr. Gary Schwartz ile Dr. Mario Beauregard ve Kolombiya Üniversitesi’nden Dr. Lisa Miller idi. Sonra da post-materyalistik bilim, spiritüellik ve toplum üzerinde toplanan uluslararası bir zirvede sunuldu.

Not: Bahsi geçen zirvenin raporuna internetten ulaşmak mümkündür. Orijinal isim: “The Summary Report of the International Summit on Post-Materialist Science, Spirituality and Society”.

 

Spiritüellik söz konusu olduğunda düşüncelerinizi, hissettiklerinizi, duygularınızı kontrol edip onları gerçeklik anlayışınızı değiştirmekte kullanma yaygın bir durum. Antik Doğu geleneklerindeki “Chi” ya da “Prana”, bu fizikötesi dünyayı doğrulamakta. Her şeyin kaynağı olan bu enerjiler “Akash” ve “Eter” isimleriyle de bilinmektedir. Bu gerçekliklerde yaradılışın asıl kaynağı bizim algılarımızın ötesinde olan, ama istediğinde bilimin kayda alabileceği fizik ötesi güçlerdir.

“Aakaash yok edilemez. O, kozmik maddenin en temel ve eski yapı taşıdır ve bu yüzden de materyalist özelliklerde görülemez. Aakaash yaradılışın ve yıkılışın bir anlam ifade etmediği ezeli ve ebedi var oluş, süper akışkan bir gerçekliktir.”

– Mühendis, Fizikçi ve Mucit Paramahamsa Tewari

“Ve onlar Apollonius’un soru sormasına müsaade eder, o ise onlara evrenin neden yapıldığını düşündüklerini sorar. Onlar ‘Elementlerden’ diye cevap verir. Sonra ‘Yalnızca dört tane midir peki’ diye sorar. Larchas, ‘Dört değil, beştir’ şeklinde cevaplar. Apollonius, ‘Sudan, havadan, topraktan ve ateşten başka nasıl bir beşinci olabilir’ diye sorar. Öteki ‘Bir de tanrıların yapıldığı eter vardır. Tıpkı insanların havayı soluduğu gibi kutsal varlıklar da eteri solur’. Apollonius, ‘Ben evrene göre yaşayan bir varlık mıyım’ diye sorar. Öteki ‘Evet’ der.”

The Life of Apollonius of Tyana, Philostratus, 220AD (Tyana’lı Apollonius’un Hayatı, Philostratus, MS 220)
Bu tarz olaylar artık modern çağ kuantum fiziğinin ve nörobilimin merkezinde yer almaktadır. Öncü bilim insanlarımızın çoğu aslında mistikti. Mesela Nikola Tesla, kendisi Vedik felsefesinden oldukça etkilenmişti ve (Hindu felsefesinin altı ekolünden biri olan) Vedanta felsefesinin gelmiş geçmiş en ünlü ve etkili spiritüel liderlerinden biri olan Swami Vivekananda (1863-1902) ile bağları vardı. Vivekananda, Ramakrishna Paramahamsa’nın en önde gelen öğrencilerinden biriydi ve Ramakrishna Math ile Ramakrishna Mission’u kurdu. Kendisi Hindu reform hareketleri tarihinde önemli bir figürdür.

Vedik felsefesinin Tesla üzerindeki etkileri konusunda internette bilgi bulmak mümkündür.

“Hiçbir konu bu kadar temele inmiyor, gerçek şu ki uzay boş değildir. Konu, alanındaki en hırslı fizikçilerin kapışma noktasıdır.”

– John Archibald Wheeler

Yazının 2. Kısmı

Yazının 3. Kısmı

 

Yazan: Arjun Walia
Çeviren: Nejla Nur Güney
Yazının Orijinal Linki: http://www.collective-evolution.com/2017/04/26/7-examples-where-science-meets-spirituality/

 

Kolektif Kozmos’da yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.

Çevirmen Künyesi

NEJLA NUR GÜNEY
Boğaziçi Çeviribilim üçüncü sınıf öğrencisiyim. Üç yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Kahveye derin bir ilgi duyduğum için iki sene baristalık yapıp çeşitli demleme metotları öğrendim. İki buçuk senedir Japonca öğreniyorum ve mezun olmadan önce Japonya’ya değişim öğrencisi olarak gitmek istiyorum. Bir yandan freelance çevirmenlik ve (çevrimiçi) eğitimsel içerik yazarlığı yapıyorum. Erkek arkadaşımla birlikte İsveççe öğreniyor, İsveç’e yerleşme planları yapıyoruz. Hobilerim: diller, öğrenmek, kitaplar, yemek yapmak. Köpekleri, kirpileri ve kar tilkilerini çok seviyorum.

Bir Yorum Yazın

Yorum yazmak için tıklayın

İş’in Geleceğine Katıl

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.