Bilim & Teknoloji Yarat & Üret

Beynimizin Varsayılan Ayarını Nasıl Ve Ne Zaman Değiştirmeliyiz?

Beyin - Kolektif Kozmos
Credit: Flickr user Michael Coghlan

Kendimize biraz fazla mı güveniyoruz?  Bunun altında birçok sebep yatabilir. Hatta bu her zaman kötü bir şey de değildir.

İnandığı şeyin daima peşinden koşan insanların öykülerini dinlemeyi çok severiz. Sylvester Stalone’nin Rocky rolünü alana kadar kendisine gelen tüm teklifleri reddetmesi ya da J.K. Rowling’in sosyal yardım alan bekar bir anneyken birden milyar dolarlık multimedya imparatorluğunun bir parçası olması gibi… Bütün olanaksızlıklar karşısında gösterilen bu aşırı hatta nedensiz güven, bunun bir noktaya kadar bize yardımcı olabileceğini gözler önüne seriyor.

Tabi sınırın aşıldığı durumlar hariç. Çünkü kapasitenizin üstünde olan şeyler yapabileceğinizi düşünmek genellikle kötü bir fikirdir. Kendinin birkaç gömlek üstündeki rakibiyle dövüşen bir boksör ya da iş yerine yeni gelmesine rağmen kendine büyük işler verilmesini isteyen biri gibi…

Yıllar önce aşırı özgüven konusu üstünde çalışan araştırmacılar aslında bu durumun oldukça yaygın olduğunu gördüler. Ancak bu kadar yerleşmiş görünen bir eğilim konusunda bilim, aşırı güvenin bize dost mu düşman mı olduğu ve hangisinin hangi koşullarda gerçekleştiği sorularının cevabına henüz ulaşmakta. İşte cevaplar.

Aşırı Güven Hakkında Ne Biliyoruz?

Öncelikle aşırı güvenin tanımını yapmak yararlı olur ki kısaca söylemek gerekirse kendinize ya da becerilerinize olduğundan daha fazla inandığınız anlamına gelir. Yapılan araştırmalarda çoğu insanın kendilerini ortalamanın üstünde gördükleri saptanmıştır. Bazen de etrafımızdakilerin düşündüğünden daha iyi olduğumuzu düşünür ve becerilerimizle olumlu yönlerimizi biraz abartırız. Bu duruma tüm kültürlerde rastlanabilir ve özellikle sorumluluğu birine yükleyemediğimizde kendini gösterir. Aşırı güvenimizin bizi kötü göstermeyeceği bir ortamda ise ona teslim olmamız çok daha kolaylaşır.

Aslında bu zihinsel enerjimizi artırır. Harekete geçmeden önce her zaman düşünüp taşınmak zorunda kalmayız.

Bu kadar yaygın bir durumdan bekleneceği üzere, aşırı güvenin bir uyum değeri vardır. Akıl sağlığı ile yakından ilişkilidir, yani en azından kısa vadede. Öte yandan, uzun vadeli özgüven veya refah söz konusu olduğunda ise her zaman iyi bir şey olmayabilir. Bu iki faktör (yaygınlığı ve kısa vadedeki yararları), aşırı güvenin neden çoğu insanda temel bir eğilim olduğunu gösterir. Nörologlar karar verme sürecinde bunun zihinsel enerjimizi artırdığına ve harekete geçmeden önce her zaman düşünüp taşınmak zorunda kalmayacağımıza dair kanıtlar ortaya attılar.

Beynimizde, aşırı güvenli hissettiğimizde hiç umulmadık bir aktivite gerçekleştiren ve orbitofrontal korteks olarak adlandırılan bir bölüm vardır. Bu bölüm, karar vermek ya da duygularımızı kontrol etmek için ihtiyacımız olan tüm bilgiyi bir araya getirme gibi görevler üstlenir. Bunların ikisinin de aşırı güven konusunda rol oynayan beceriler olduğunu düşünebilirsiniz. Ama aslında değiller. Orbitofrontal korteks bahsettiğimiz gibi hissedilen zamanlarda normalden daha az aktif olur ki bu da derin düşünme ya da duygu kontrolü süreçlerinde çok az şeye ihtiyacımız olduğunu gösterir.

Diğer bir değişle, aşırı güven adeta beynimizin varsayılan bir ayarı olabilir. Bakış açımızı değiştirmek için bir efor sarf etmezsek, aşırı güvene meylederiz ve bu da yapacağımız işlerin öncesinde zihinsel enerjimizi artırır. Bu yüzden bu olgu bizim daha etkili karar veren kişiler olmamızı sağlayabilir. Ama bizi daha iyileri yapmaz…

Aşırı Güvenin 2 Tipi Ve Haklarında Bilmediklerimiz

Bazen sanki Hollywood parmaklarımızın ucundaymış gibi hissettiren bazen de bize bir orman yangınının tam ortasına bırakan bu olgunun neden bu kadar farklı yanları olduğuna dair yeni bir açıklama getiriyor nöroloji.

Bilim insanları aşırı güvenin birbirinden oldukça farklı 2 tipini keşfettiler.

Austin Teksas Üniversitesi’ndeki araştırmacılar deneklerin aşırı güven hissettikleri zaman periyodlarındaki beyin taramalarında bu olgunun birbirinden oldukça farklı 2 tipini keşfettiler. Bunlardan birisi kişinin özgüvenine karşı algıladığı bir tehdide verdiği tepkiydi. Diğeri ise deneklerin böyle bir tehdit olmadan, son derece doğal gelişen bir eğilimiydi.

Bunlara şimdilik “savunmacı” ve “optimistik” diyelim. Aşırı güvenin bir tehdide karşı oluşup oluşmadığı konusu farklı beyin örnekleri üstünde incelendi. Bunu onaylayan durumda orbitofrontal korteksin daha fazla çalıştığı ve beynin diğer bölümlerinin farklı ağlarıyla da iletişime geçtiği görüldü.

Bu önemli bir göstergedir. Farklı beyin örnekleri incelendiğinde, aşırı güvenin farklı sebepleri ve sonuçları olabileceği görülür. Örneğin aşırı özgüven belimizi büktüğünde beynimiz normalden daha farklı bir deneyimle boğuşuyor demektir.

Aşırı güvenli olmaya başladığınızı hissettiğinizde (ya da başkasının öyle olduğunu fark ettiğinizde diyelim çünkü bunu kendinizde fark etmeniz biraz zor olabilir) kendinize bunun bir savunma güdüsünden kaynaklanıp kaynaklanmadığını sorun. Katiyetin ve bir meydan okumanın arkasında saklanan incinmiş bir egonun seslerini mi duyuyorsunuz? Yoksa sadece olumlu bir geleceğin öncüsü mü? Buna cevap vermek duruma doğru bir açıdan bakmanızı sağlayacaktır. Bu şekilde daha sağlıklı bir karar verir ve aşırı güven ayarlarınızı devre dışı bırakabilirsiniz.

Her şekilde açıkça görülen bir şey var ki o da beynin bu iki durumda farklı şekilde fonksiyon gösterdiği. Şu anda elimizde hangisinin daha olumlu sonuçlara yönlendirdiğini bilmemizi sağlayacak bir kanıt yok. Ancak duruma karşı duyarlı olmak daha bilinçli seçim yapmanıza ve böylece kaynağı her ne olursa olsun aşırı güvenden kaçınmanıza yardımcı olabilir. Yoksa ben aşırı güvenle verilmiş bir kararı incinmiş bir özgüven yerine tam bir optimizm ile ilişkilendirirdim. Kararlar öznelleştikçe genellikle kötüleşirler.

Yazar: JOSH DAVIS

Yazının Orijinal Linki

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.