Doğa ve Sağlık Spiritüel

Beyin Epifizi Gerçekten De Üçüncü Gözümüz

Üçüncü Göz - Beyin Epifizi

Sizi spiritüel boyutlara bağlayan bir üçüncü gözünüzün olması mümkün mü? New Age topluluğu beyin epifizinin bir içgörü organı, ruhla beden arasında bir köprü olduğundan bahseder. Ancak çok az insan bu bezin üçüncü göz olduğunun farkındadır.

Beyin epifizi beynin geometrik olarak tam ortasında bulunmaktadır. Adı Latince’de “kozalak” anlamına gelen “pinea”dan gelmektedir. Çam kozalağı sembolizmine Sümerlerden Yunanlar’a, Romalılar’a kadar tüm antik medeniyetlerde rastlamak mümkündür. Hatta Vatikan’daki “Çamkozalağı Mahkemesi” ve Papa’nın asasında görmek mümkündür.

Epifiz bezinin psişik ve spiritüel olarak çok önemli olduğu düşünülmektedir. Hatta Hintli kadınların alınlarına uyguladıkları bindiler, bu bezin zihinsel uyanıklık ile olan ilişkisini sembolize etmektedir. Peki neden bir sürü antik kültür bu beze bu kadar takmış durumda? Cevaplara, beyin epifizinin biyofiziksel analizinin ardından erişmek mümkün olacaktır.

“Bir kertenkelenin kafatasının altında ışığa duyarlı bir üçüncü göz bulunmaktadır. Evrimsel olarak bu, insandaki kemiklerle çevrili beyin epifizine denk gelir. İnsandaki epifizin de kertenkelede olduğu gibi ışığa direkt olarak erişimi yoktur, ancak geceleri artan miktarlarda melatonin salgıladığı tespit edilmiştir. Beyin epifizi ‘zihnin gözüdür’. Ayrılıp incelendiğinde kertenkele epifizinin şekil ve doku açısından tıpkı bir göze benzediği görülür.” – Southern California Üniversitesi’nde Hücre ve Nörobiyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Cheryl Craft

Şaşırtıcı olan şu ki beyin epifizinin içinde çomak hücreleri ve fotoreseptörlerden oluşan retinal doku bulunmaktadır. Yapısı gözünki ile paralel olup beynin görsel kısmına bağlıdır. Science Daily’den Dr. David Klein, “Retinanın fotoreseptörleri gerçekten de beyin epifizi hücrelerini hatırlatıyor” demiş. Hatta içinde tıpkı bir göz gibi vitreus sıvısı bile bulunur.

Science News’te yayımlanan bir yazıda şöyle denmiş:

“Retina ve beyin epifizi, vücudun dışarıdan gelen ışığı işlemesine yarayan karmaşık yapılardır. Yakın zamana kadar memelilerdeki bu organların ortak pek noktaları olmadığı düşünülmüş ve ayrı grup bilim insanları tarafından incelenmişti. Ancak farklı grupların ortaklığı iki alanın çalışmalarına da katkı sağlayan çarpıcı benzerlikleri ortaya koydu. Bulgular gösteriyor ki beyin epifizi evrimsel süreçte modern gözün öncüsüdür. Retinal ritmin epifizden bağımsız olmasıyla birlikte iki yapı arasında sarsıcı benzerlikler keşfedildi.”

Dahası Experimental Eye Research’te yayımlanan bir çalışma gösterdi ki “Memelilerdeki beyin epifizinin ışığa yalnızca dolaylı bir biçimde hassas olduğu düşünüldüyse de normalde ışığı algılamada görev alan proteinlerin bezin içinde yer alması, memeli epifizinde direkt ışıksal faaliyetlerin gerçekleşebileceği ihtimalini doğuruyor.”

Ben binlerce senedir üçüncü göz denilen organın gerçekten de göze benzer özellikler taşımasını komik bir tesadüf buluyorum. Belki de atalarımız neden bahsettiklerini biliyorlardı? Tüm bunların yanı sıra beyin epifizinin DMT denen ve “Ruh Molekülü” olarak bilinen bir kimyasalı da salgıladığı düşünülüyor. DMT’nin rüya esnasında, spiritüel ve mistik deneyimlerde ve ölüm sırasında salgılandığına inanılıyor. Sindirildiğinde halüsinojen etkilerinin diğer tüm uyuşturucu maddeleri aştığı biliniyor. Bize spiritüel deneyimler sağlayan bu molekül de beyin epifizinde.

Fransız Filozof René Descartes (1596 – 1650) yazılarında bu bezi vurgulamış ve ona ruhun yeri adını vermiştir. “Vücudun, ruhun vücuttaki işlevlerini direkt olarak sürdürdüğü bölümü.” Buranın beden ve ruhun iletişim yeri olduğunu, Tanrı’dan gelen mesajların buradan iletildiğine inanıyordu. Matta 6-22’de İsa bile “Vücudun feri gözdür: gözün bir olursa vücudun da ışıkla dolar,” demiştir. Yani spiritüel göz, yeni bir düşünce değil.

Örneğin beden dışı deneyimler yaşayan pek çok insan astral bedenlerini gözlerinin ortasından ya da epifize denk gelecek şekilde başlarının arkasından bağlayan bir gümüş bağ gördüklerini söylemiştir. Bu, vücudumuzun içinde bulunan astral bedenimizin üst boyutlara erişebildiği, psişik ve spiritüel alemlerden foton ve görüntü formunda mesajlar aldığı, bunları gümüş bağ yoluyla beynin görsel kısmına gönderdiği, bu bilgilerin ise beyin epifizinde işlendiği anlamına mı geliyor? Epifiz biyolojik gözün göremediklerini gösteren küçük bir televizyon mu? Bezin normal bir göz gibi çalışabileceğinin bilimsel kanıtı olduğuna göre bu konu da artık tartışmaya açık.

Ne yazık ki beyin epifizi ağır metaller ve fluroitle kireçlenebilmekte, uyku düzeninden sorumlu melatonin hormonu üretimini aksatabilmektedir. Belki de varsa psişik ve spiritüel yetenekleri de kısıtlanıyordur. Beyin epifizini açma yöntemlerini şu yazımızda bulabilirsiniz.

 

Yazan: Darius Copac
Çeviren: Nejla Nur Güney
Yazının Orijinal Linki

Kolektif Kozmos’da yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.

Çevirmen Künyesi

NEJLA NUR GÜNEY
Boğaziçi Çeviribilim üçüncü sınıf öğrencisiyim. Üç yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Kahveye derin bir ilgi duyduğum için iki sene baristalık yapıp çeşitli demleme metotları öğrendim. Üç senedir Japonca öğreniyorum ve mezun olmadan önce Japonya’ya değişim öğrencisi olarak gitmek istiyorum. Bir yandan freelance çevirmenlik ve (çevrimiçi) eğitimsel içerik yazarlığı yapıyorum. Erkek arkadaşımla birlikte İsveççe öğreniyor, İsveç’e yerleşme planları yapıyoruz. Hobilerim: diller, kaligrafi, öğrenme, kitaplar, yemek yapma. Köpekleri, kirpileri ve kar tilkilerini çok seviyorum.

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.