Spiritüel

Aydınlanmaya Giden Yolda Atılacak En Ürkütücü (Ama Aynı Zamanda Mükemmel) 4 Adım

Aydınlanma - Kolektif Kozmos
Credit: inspireactachieve.com

Aydınlanmaya giden yolda kişi hangi adımları atabilir?

Henüz başlamışken hatırlamak gereken ilk şey, aydınlanmanın net bir hedeften ziyade bir yön olduğudur.

Aydınlanma somut bir doğru değil, bir süreçtir. Hem hayal ürünüdür, hem gerçek. “Şu mu yoksa bu mu?” demek değil, “hem bu hem de bu” demektir. Yalnızca başarılması mümkün olmayan bir şey olduğu kavrandığında ona erişmek mümkün olacaktır. Başarma ihtiyacımızdan kurtulur kurtulmaz kendimizi özgür kılarız; böylece süreç tüm güzelliklerini önümüze serer ve biz başarının kendisine dönüşürüz. Aydınlanma, insan gelişiminin sürekli genişleyen bir ufkudur. Ama bu cidden canınızı yakmayacağı anlamına gelmiyor.

Aydınlığa doğru yürümek elbet parkta yürümeye benzemez. Bu yolda kişinin karşısına çıkan ilk öğretmen genelde tam olarak Acı’dır. Aydınlanma hem bir planlı gitme hem mahvolma, hem serpilme hem de yok olmadır. Aşağıdaki dört adım, tehlikeli hazineler ve geri çevrilmesi imkansız sinsi tuzaklarla dolu denemeler ve kederler buzdağının yalnızca uç kısmıdır. Her şeye alınan ve “Ne olacaksa hemen şimdi olsun,” diyen sabırsız tipler gibi keyfine düşkün kimselerin daha başlamadan bu yoldan dönmesi daha mantıklı olacaktır. Eğer bu yolda yürümeye karar verirseniz de “Ben çok güçlüyüm, beni hiçbir şey yıkamaz” mottolarını geride bırakın. Zaten bir illüzyondan başka bir şey de değiller.

“Sakın yanlış anlaşılmasın – aydınlanma yıkıcı bir süreçtir. Daha iyi ya da mutlu olmakla yakından uzaktan ilgisi yoktur. Aydınlanma, yanlışların doğrulardan ayrılmasıdır. Yalana bakıp onun içini görebilmektir. Doğru olduğunu hayal ettiğimiz her şeyin ortadan kaldırılmasıdır.” –Adyashanti

Aydınlanma yolunda atabileceğiniz en ürkütücü, ama aynı zamanda en mükemmel adımlardan dördünü seçtik.

1. Kırılganlık ve Öz Dürüstlük

“İçlerinden geldiği gibi davranmayarak pek çok şey kaçıran tonla insan var.” – Alain de Botton

Kırılganlık elbette korkutucudur. Ama eğer hatalarımızdan ders alma yetisi kazanmak, içimizde yatan ikiyüzlülükle barışık olmak, mükemmel olmayan bir türün mükemmel olamayacak bireyleri olduğumuzu kabul edip eğlenmemize bakmak istiyorsak önce kırılgan olma kapasitesine sahip olmamız gerekir, ki bu da yüksek derecede bir öz dürüstlük ve acımasız bir öz sorgulamayı gerektirir.

Yüksek derecede öz dürüstlük ve acımasız bir öz sorgulama bizi kendi şeytanlarımızla yüzleşmeye zorlar. Bizi en özel zayıflıklarımız, yanılgılarımız ve sağlıksız eğilimlerimizle yüzleşmeye iterek kendimizinki başta olmak üzere tüm otoriteleri sorgulamaya iter. Doğrunun, geçiciliğin, sönmek bilmeyen aleviyle ruhumuzu mühürleyerek başımızı insanoğlunun içinde bulunduğu kargaşanın üzerine çıkarmaya zorlar bizi. Mutluluğun kalıcı bir şey olabileceği sanrımızla alay ederek suratımıza okkalı bir tokat yapıştırır. Bizim belki de en önemsiz parçası olduğumuzu yüzümüze vurarak kaygısızca o muhteşem kozmik şakayı mırıldanır durur.

İşte tam da bu sebeple belli bir düzeyde kırılganlık ve öz dürüstlük kazanma stratejierinden biri, espiri yeteneğimizi kullanmaktır. Kendimize gülerek bağlarımızı gevşetiriz. Eğlenceli samimiyetimizle ciddiyetimizin vidaları sökülmeye başlar. Şakanın önemsiz bir parçası olmaktan çıkıp ona gülmeye başladığımızda bu şakanın üzerimizde sahip olduğu gücün, dolayısıyla gücün kendisinin de üzerinde hakimiyet kurarız. Kendimize gülebildiğimizde “tuhaflıklara” da müsaade etmiş oluruz ve böylelikle başka açılardan kişi ikilemini görebilir, içimizde var olan kırılganlığın ruhu bir prizmaya ve onun içinden geçen doğruluk ışığını da öz dürüstlük gökkuşağına dönüştürmesini sağlayabiliriz.

İşte acı da insan yüzlerimizde mazoşist bir gülümseme ve “kimin umrunda” tavrı ile tekrar tekrar yutmayı öğrenmemiz gereken dehşet güzel, parlak kırmızı, sivri köşeleriyle parçalayıcı haptır. Dikin kafaya!

  1. Sivri Köşeli Kırmızı Gerçeklik Hapı

“Bir şeyi ne kadar az kişi biliyorsa ona o kadar gerçekmişçesine taparlar.”—Osho

Acı veren kırmızı gerçeklik hapı olmazsa “hayat güzel, her şey efsane” yanılgılı mavi hapa kalırız. Bu mavi hap boğazımıza takılıp kalarak sonu gelmez bir engeller, baskılar, yok edilmeler ve depresyonlar zincirine neden olur. Mavi hap gırtlak çakramızda bulunarak doğruyu söyleyip kusursuz bir şekilde konuşmaktan bizi alıkoyan aldatıcı ışıktır. Mavi hap yalan mıknatısıdır. Yalanlar da seksi ve skandala yol açan hainlerdir. Belirsizlikte yüzerek bizi sahte bir yumuşaklıkla baştan çıkarıp tam olması gerektiği gibi öper bizi yalanlar ve tamamen işlenip manipüle edilebilir bir beyin yıkama aşamasına geçeriz. Kırmızı hapı içmek ise yolu temizleyerek gerçekliğe yer açar.

Ey aydınlığı arayan yürek, kırmızı hapı bile sana içirmeye hevesli öğretmeninin varlığının farkına var. Seçim sadece ve sadece senin. İyi bir öğretmen seni kırmızı hapa yönlendirmeli, ama asla seni onu içmeye zorlamamalıdır. Adyashanti’nin de dediği gibi: “Sözlerim size nasıl daha iyi rüya görebileceğinizi öğretmek yerine sizi sarsıp uyandırmalıdır.” İlk başta sizin kendinizin ileriye gitmeyi istemeniz gerekir.

“Hayal kurmanın işlevi tuhaflıkları zihne oturtmak değil, yerleşik şeyleri tuhaflaştırmaktır.” – G. K. Chesterton

Kırmızı hapı içmek cesaret isteyen bir eylemdir. Bu hap dünya görüşlerini yok edip kesinliği parçalayıp sindirir, cevaplar yerine sorular getirir; psikolojik, fiziksel ve spiritüel tüm kartları baş aşağı eder. Önkoşullanmayı yeniden koşullandırır, algı kapılarını arındırır. Bilişsel uyumsuzluğun camsı özünü yerle bir eder ve etrafa saçılan bu kırıklar doğrunun kalbine batarak canınızı çılgınlar gibi yakar. Ruhunuzu bilinmezliğin öfkeli gözlerinde çıplak, korunmasız ve boşlukta asılı bırakır. Sizin aslında saklanmakta olan Tanrı olduğunuzu gösterir size, ve sadece bunun bilincine varmak bile ruhu ezen bir sorumluluk hissiyle başbaşa bırakır sizi. Seneca’nın da dediği gibi: “Değerli bir taş nasıl zımparalanmadan parlatılamazsa insan da zorluklar olmadan olgunlaşamaz.”

“Aydınlık insanın kendi kendini maruz bıraktığı hamlıktan uyanmasıdır. Hamlık da kişinin kendi anlayışını bir başkasınınki olmaksızın kullanamamasıdır.” – Immanuel Kant

  1. Egoyu Yok Etme

“Yolunuzda zaten pek çok zor engel olacaktır. Kendinizin onlardan birine dönüşmesine müsaade etmeyin.” – Ralph Marsten

Bu herhalde en zor adımlardan biri sayılabilir. Egoyu öldürmek parkta yürüyüşe çıkmaya değil, daha çok aslında özünüz zannettiğiniz egoyu kaybetmek istemeyen ve kendinizin daha dar zihinli bir versiyonu olan kızgınlıkla sarılı ruhun karanlık bir gecesine doğru yürümeye benzer. Ancak ego sizin özünüz değildir ve hiçbir zaman da olmamıştır. Gerçek siz bütünün bir parçası olan kozmik bir güç, uyum içinde bir frekans, bütün bir kozmik objeden, yani zihin-beden-ruh üçlüsünden oluşur.

“Lakin karşılaşabileceğiniz en kötü düşman yine kendiniz olacaktır; mağaralar ve ormanların derinliklerinde pusuya yatıp kendinizi beklersiniz. Ey yalnız kişi, sen ki kendine giden yoldasın! Yolun da kendinden ve yedi şeytanından geçer! Kendinin kafiri de cadısı da müneccimi de aptalı da şüphecisi de alçak olanı da suçlusu da sen olacaksın. Kendini kendi alevinde yakmaya hazır olmalısın: ilk küle dönüşmeyecek olsan nasıl yeniden doğabilirsin ki?” –Friedrich Nietzsche

Egonun yok edilmesiyle ruhun anka kuşu küllerinden bir daha doğar. Ama önce bir düşüş, bir yok oluş, yanıp kül olma, kutsal bir ayrışma gerekir. Ayrışmak tövbe etmektir ve kararsızlığın dilini konuşur. İçinizde antik gece gibi uğuldar. Vahşi bir öfkeyle dönen hayat kırmızısı acımasız bir çarktır. O bu anda, düğümün tam orta yerinde bulunur ki işte buradaki eğri büğrü ağaçlar sizin şehadetinizle dalga geçerken atalarınız kalbinizde açan, eterden size göz kırpan ve “İşte zaman geldi! Sevmeye yetecek başka ömür ya yoksa,” diyen çiçeklerin kokusunu alır.

Ve düşersiniz. Her şeyi sonsuza dek değiştirecek olan adımı atar, kendinizden geçip İnsan ve Üstinsan arasındaki Varoluşun Kara Deliği üzerine bir köprü kurarsınız. Ve böylece mavi dumanda, rahat gölgelerde kendinizi yitirirsiniz. Ying gibi çığırır, yumruğunuzu Yang gibi indirirsiniz. Balıklar da yılanlar da kendi kuyruklarını ısırır. Bedeninizde cennet de vardır cehennem de.

İnsanlar içinizdeki yaratığın, gerçeğe dönüşen vahşetin kokusunu alabilir. Ağaçlar ölüm kasideleri fısıldarken siz yavaşça ve sessizce ölürsünüz: karşınızda egonuzun yitişinin muhteşem sevinci. Bu ölümcül darbe ile oyuncak bir bebek kadar suskun, savunmasız ve şaşkın kalakalırsınız. Ama artık önce doğanın bir kuvveti, sonra bir insansınız. Ve Dünya nihayet kurtuluş yolunu keşfeder: uyanan insan ruhu.

  1. Korkmaksızın Bağışlamak

“Yani sonuç olarak sonuç diye bir şey yok. Her şey olageldiği gibi olmaya devam edecek ve her seferinde daha da tuhaflaşacak.” –Robert Anton Wilson

Korkmaksızın bağışlamak ontolojik seviyede rahatsız edici olduğu için elbet ürkütücü gelir. Bizi dünyadan koruyan duvarların yıkılıp yok edilmesi anlamına da gelir, beklenti hapishanemizin kapılarının açılması anlamına da. Duvarları yıktığımızda yüzleşmemiz gereken muazzam bir korku kalır geriye ve bu biraz zor gelebilir. Ama Farrah Gray’in “Rahatlık başarının düşmanıdır,” sözünü de hatırlamak lazım. Bize yakışan rahatsız olmaktır; tıpkı Neo’nun Matrix’ten ilk uyanışı gibi.

Zindanımızın kapılarının kilidini açınca görürüz ki tüm dünya karşımızdadır; beklenti ve dünya görüşlerimiz de Gerçeğin Zorlu Çölüne dönüşür. Bu Çöle yalnızca bir başımıza karşı durabilir, yalnızca biz onu çözebiliriz. Ama artık en azından samimiyetsiz formaliteleri kesmek için iki tarafı da keskin bir kılıcımız vardır.

Bağışlayıcılık can yakar çünkü aldırmaksızın yolumuza devam etmenin en üst halidir. Kesinlik ihtiyacımızı göz ardı ederek şeyleri olduğu gibi kabul etmenin derin ve içgüdüsel bir halidir. Kontrol edemeyeceğimiz şeylerin yükünü artık taşımamaya karar vermektir. Budist inanışın bağlanmama prensibi gibi korkmaksızın bağışlamak da kontrol masasındaki güçlerin yerini değiştiren varlık ölçülerinin tanınmasıdır. İçtenlik ve samimiyet içinde akışla birlikte gitmemize müsaade eder bağışlayıcılık.

Korkmadan bağışlamak bizim için hayat oyununda “elimiz kolumuz” olur, çünkü korkusuzluk demek sürekli karşılaştığımız negatif, üretkenlik düşmanı ve sağlıksız şeyleri pozitif, üretken ve sağlıklı şeylere dönüştürmek anlamına gelir. Bağışlayınca aslında iç çekip “Tamam neyse, sıkıntı değil” demiş gibi oluruz. Bağışlamak bize şeytanları elmaslara, korkuyu cesarete, öfkeyi güce ve hor görmeyi şefkate dönüştürme hususunda muazzam bir güç tanır.

Korkusuz olmak demek kendimizin tüm kozmosla bir olmasına müsaade etmemiz demektir. Dōgen’in de dediği gibi, “Aydınlanma her şeye yakın olmaktır.” Ve her şeyle yakınlık kurmak iyi hissettireceği kadar acıtır da. Ama bu bir problem değil elbet, çünkü bu sayede iyiyi kötüyle, sağlıksızı sağlıklıyla, ahlaksızlığı ahlak anlayışıyla ele almayı öğrenir, tüm bunları kendi muhteşem özelliğimiz olan sanat, macera ve sevgiye dönüştürürüz.

Nihayetinde aydınlanma ürkütücü ve can yakıcı olsa da getirileri o kadar büyüktür ki götürdüklerinin bir kıymeti kalmaz. Camus’nun da dediği gibi, “Hayat, gözyaşlarınızı akıtmak istercesine yaşanmalı.” Mükemmel bir gizemi yakalamak için zevk ve ızdırap arasındaki ince çizgide yol almalıyız.

Kendini sorgula, kendini aş, kendini bağışla, ve yeniden doğ; ad infinitum (“sonsuza dek”).

Yazan: Gary ‘Z’ McGee
Çeviren: Nejla Nur Güney
Yazının Orijinal Linki 

Kolektif Kozmos’da yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.
Çevirmen Künyesi

NEJLA NUR GÜNEY
Boğaziçi Çeviribilim ikinci sınıf öğrencisiyim. Üç yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Kahveye derin bir ilgi duyduğum için iki-üç sene baristalık yapıp çeşitli demleme metotları öğrendim. Japonca öğreniyorum ve mezun olmadan Japonya’ya gitmek istiyorum. Okul dışında erkek arkadaşımla birlikte İsveççe ve Almanca öğreniyoruz, kuzey ülkelerine gidip oraya yerleşmek için para biriktiriyoruz. Hobilerim: Çalışmak, çizim, yemek yapmak, dünyanın her yerinden insanlarla tanışmak. Ayrıca kitapları ve kar tilkilerini çok seviyorum.

1 Yorum

Yorum yazmak için tıklayın

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.