Sahte Bilim Spiritüel

6 Basit Adımda Matrix’ten Nasıl Çıkarız?

Matrix - Kolektif Kozmos
Credit: YouTube

Matrix filmlerinde tanıtılan sanal gerçeklik bir bilgisayar tarafından üretildi ve insanlar bu yapay gerçeklikte yaşıyordu.

Eğer biraz zaman harcayıp günlük hayatınızın gerçekliğine dikkat ederseniz şaşırtıcı bir şey keşfedebilirsiniz.

Çünkü gündelik gerçekliğimiz filmdeki sanal gerçeklikle büyük ölçüde benzerlik gösteriyor aslında.

Bizim sanal gerçekliğimiz bir bilgisayar tarafından değil belki ama aklımız tarafından, durmaksızın akıp giden düşüncelerimiz ve duygularımızca yaratılmış durumda. Ve bu yüzden duygularımız ve düşüncelerimizin Matrix’inin hapishanesinde yaşıyoruz.

1.Adım: Kalıcı Değişimin Dünyası

Hepimiz arzularımızı ve henüz gerçekleştiremediğimiz rüyalarımızı kovalarız. Para, güç, itibar, sağlıklı ve mutlu bir yaşam bizleri cezbeder. Bütün bunlar önümüzde yükselen güçlü demir kapının ardında gizlenmiş yatmaktadır. Hırslarımız tarafından teşvik edilir, hayatımız boyunca çeşitli hedeflerin peşinden koşarız. Tüm zamanımız boyunca bir şeyler için can atar, bir şeylere ulaşmak isteriz. Bu durup dinlenmek bilmeyen koşuşturmamız hala olmak istediğimiz kişi olamadığımız korkusu tarafından kışkırtılmaktadır. Asla hoşnut değilizdir, her zaman başka bir şeyler isteriz; şu an olduğumuzdan daha iyi, daha güzel, daha zengin olmak gibi.

İşte böyle kovalarız hedeflerimizi ta ki ölüm kapımızı çalıncaya dek, her şeyin aslında ne kadar da anlamsız olduğunu fark edinceye kadar. Peki ama neden bu hedefler bu kadar anlamsız diye isyan etmeye başlarız anında. Dünyada her biçim ve kalıp daimi bir değişime, doğuma ve ölüme maruz kalmaktadır ki bu isyan da biçimlerin ve kalıpların değişen doğasından kaynaklanır. Hedeflerinin peşinden koşarken geçmiş ve geleceğin büyüsü altında yaşayan herkesin bu dünyadan elleri boş ayrıldığı gibi biz de kendimize neyi çekersek çekelim, onu kaybedeceğiz.

2.Adım: Ruhani Arayış

Oysa hepimiz hayatımızda kalıcılığın güvencesini arıyoruz. Daimi değişim dünyasının ötesinde bir şeyler bulmayı umuyoruz. Bunu bulmak adına da manevi arayışlara giriyoruz.

Manevi arayışın ilk adımı olarak aydınlanma arayışına gireriz, biçimlerin ve kalıpların dünyasında           (dışımızda kalan dünyada) kalıcı bir mutluluğa ulaşma umuduyla kendimizi tanımaya çalışırız. Bir dogma (kesinlik), bir esas, bizi cesaretlendirecek, zihnimizin sınırlarını genişletecek ruhsal bir tecrübe edinme istencindeyizdir. Eğer onu bu dünyada bulamazsak öbür dünyada aramaya başlarız, bir dinin cennetinde.

Zihnimizi bu ruhsal arayış için bir araç olarak kullanırız. Ego, zihnimiz vasıtasıyla düşünce ve kalıpların ötesine geçmeye çalışır. Zihnimiz bu yolla aydınlanmanın, arayışın ve mutluluğun imgelerini hazırlar.

Zihinsel imgeler idrak etme sürecinde doğar. Anlamak için, bilgiye de ihtiyaç duyarız; bu nedenle bulabildiğimiz tüm bilgi kırıntılarını durmadan koşturan bir karınca gibi toplamamız gerekir. Dini ve ruhani kitaplardan işittiğimiz öğütlere ve katıldığımız sohbetlere kadar her şeyden, gerekli olan her türlü bilgi, fikir, düşünce ve tecrübeyi tarayıp kendimize katmaya çalışırız. Aynısı ruhsal deneyim için de geçerlidir. Yeterli miktarda deneyim edindiğimiz takdirde belirli bir noktaya ulaşacağımızı ve maneviyatımızı arttıracağımızı farz ederiz.

Bu zihinsel imgeler, onları günlük yaşam düzeyinde uygulamaya ve hayatımızın köşe taşları haline getirmeye çalışmamız için bizleri motive eder. Ne var ki ruhani amaçlarımıza ulaşmak bizim için yalnızca anlık bir tatmin yaratmaya yeter, dolayısıyla belirli bir hedefe ulaştıktan sonra sonu gelmeyen açlığımız bizi yeni amaçlar doğrultusunda çalışmamız için zorlayarak geri döner. Zihnimiz yeni imgeler üretir ve arayış yeniden başlar.

3.Adım: Duraklayış

Ardından arayışa devam ederiz, ta ki bu süreçten bıkana ve sonunda onun gerçek doğasını tanıyana kadar. Fark ederiz ki şimdiye dek uzaklarda aradığımız her şeyi ancak ve ancak kendi içimizde bulabiliriz.

Zihnimizin faaliyetlerini tanıdığımız noktada durup artık onu takip etmeyi reddederiz. Anlarız ki zihnimizin yardımıyla onu aşmak mümkün olmayacak. Duraklamanın zihnin durgun anı, düşüncelerimizin arasındaki sessizlik olduğunu görürüz. Bu sessizlikte bilinci kalıplar olmaksızın tecrübe eder  ve aslında varlığımızın düşüncelerimize dayanmadığını ayırt ederiz. Ardından ruhsal arayıcıyı geride bırakırız, birikmiş tüm bilgi ve yüksek ruhsal tecrübeyle beraber.

4.Adım: İçsel Yolculuk

Bu bizi Matrix’ten çıkaran, aklın ötesine götüren içsel yolculuğun başlangıcıdır. Bir kez bu yolculuğa başladık mı dünyayı geride bırakır ve gelişim sürecinde bize engel oluşturan her şeyi terk ederiz. İlgimizi sadece önemli olanlara odaklayabilmek adına önemsiz şeylerden vazgeçeriz. Bu ancak büyük bir zihinsel ve ruhsal temizlik sayesinde mümkündür.

Bu temizliği ciddiyetle yapmaya başladığımız zaman düşüncelerimiz, fikirlerimiz, inançlarımız ve bunlara bağlı duygularımızla yüzleşiriz. Bir süre sonra farkına varırız ki önemsiz her şeyi, tüm saçmalıkları hayatımızdan kesip atmalıyız artık; çünkü bunlar içsel yolculuğumuzun ışığında yapmacık bulunacaktır. O zaman kendimizi tam anlamıyla yalnız buluruz ve hala tamamlanması gereken çok şey olduğunu anlarız. Hala, kendimiz olduğuna inandığımız o gölgeyi aydınlatmamız gerekmektedir.

5.Adım: Uyanış: Eve Varış

Uyanmak, bilincin daha önceden kendimizle özdeşleştirdiğimiz biçim ve kalıplar vasıtasıyla kendi varoluşuna uyanışıdır. Büyük temizlik sonrasında boşluktan başka hiçbir şey kalmaz geride.

Ama eğer bu boşluğa daha yakından bakacak olursak onun aslında bilinçle; iç huzur, sessizlik ve sükunetle dolup taştığını görürüz. Böylece artık evde olduğumuzu kavrarız. Artık bu içsel mekanda ne meydana gelirse gelsin onunla karşılaşmak zorundayız. Hayat bize ne sunarsa sunsun, orada ve o anda onu yaşamalıyız.

Bu noktada şu soru ortaya çıkar: Matrix’ten kurtulduk mu? Boşluk mükemmel; ama hala atmamız gereken son bir adım daha var.

6.Adım: Dönüş

Bu adım bizi tüm bu yolculuğun başladığı noktaya geri götürür. Matrix’e, günlük hayatın dünyasına geri döneriz. Ancak ayrıldığımızdan çok daha farklı bir konumda döneriz, çünkü yolculuğumuz boyunca dikkate değer değişimler geçirdik. Zihin, Ego ve onunla birlikte bencilliğimiz de kayıplara karıştı. Boşluk, yaşamla beraber titreşerek ve bilinç, kendi varoluşuna uyanmış biçimde bizimle kalmaya devam eder.

Böylece dünya bizim için bambaşka bir yer haline gelir. Artık ondan koşup kaçmak için bir arzu duymayız ve kendimizi dünyayla tanımlama bataklığına düşmeyiz. Artık tüm bunlardan özgürüz ve dünya bizim için yeni bir macera. Kendimizi hayatın akışına bırakıp kainatla bir oluruz. Bu esnada, başkalarının uyanışına yardım eder, varoluş sevincini ve duygudaşlığı manevi yolculuğumuz sırasında rastladığımız herkesle paylaşırız.

Kolektif Kozmos’da yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.

Yazının Orijinal Linki

Çeviren: Rabia Evgin

Çevirmen Künyesi

Boğaziçi Üniversitesi İşletme bölümünde bir yıllık lisans eğitimimi tamamladım ve an itibariyle gönlümün asıl efendisi olan psikolojiye geçmiş bulunmaktayım. Daha okuma yazma bilmezken yakaladığım herkesten bana kitap okumalarını isterdim. O zamandan bu yana kitaplarla aramdaki sıkı ilişki hiç bozulmadı. İnsanları ve evreni daha iyi anlamak için büyük bir açlık duyuyorum. Bu nedenden olsa gerek öğrenmek en büyük tutkum. Dans ve müzik de bu hayatta asla vazgeçememem dediğim, benim için çok kutsal olan öğelerden. Gittikçe materyalistleşen dünyada ruhani yönümüzü besleyebilecek her türlü fırsatın peşinden koşmak gerektiğine inanıyorum.

 

Bir Yorum Yazın

Yorum yazmak için tıklayın

İş’in Geleceğine Katıl

Bizi Takip Edin

Haber Bültenimize Abone Olun

error: İçeriğin İzinsiz Kopyalanması Yasaktır.